Makbûl kelimesinin hadis ilminde iki ayrı kullanımı vardır ve bunları karıştırmamak gerekir.
Hadis çeşidi olarak makbûl, “adâlet ve zabt sahibi râvilerin baştan sona muttasıl bir isnadla rivayet ettikleri, illetli ve şâz olmayan haberler” anlamındadır; sahîh li-zâtihî, sahîh li-gayrihî, hasen li-zâtihî ve hasen li-gayrihî çeşitlerini kapsar. Ayrıca “senedi zayıf olsa bile kendisiyle amel edilmiş ve âlimlerin kabulüne mazhar olmuş hadis” mânasında da kullanılmıştır. Bu kullanımın karşıtı merdûddur.
Cerh-ta‘dîl lafzı olarak makbûl ise, sanıldığının aksine yüksek bir güvenilirlik ifadesi değildir. İbn Hacer, bu lafzın önceki kaynaklarda söz konusu edilmediğini, kendisinin ta‘dîlin altıncı yani en alt mertebesindeki râvileri göstermek üzere kullandığını söylemiştir. Tanımı şudur: az hadis rivayet eden, rivayetinin terkedilmesini gerektirecek derecede cerh edilmemiş ve rivayetinde tek kalmayıp mütâbii bulunan zayıf râvi. Böyle bir râvinin rivayeti başka bir isnadla desteklenirse “makbûl”, böyle bir destekten yoksunsa “leyyinü’l-hadîs” denir; iki terim aynı güven aralığındadır ve aralarındaki tek fark mütâbaatın varlığıdır.
Pratik uyarı: bir râvi hakkında Takrîb’de “makbûl” ibaresini görmek, o râvinin sika olduğu anlamına gelmez; mütâbaat şartına bağlı, zayıflığa komşu bir mertebeyi gösterir.
İbn Hacer’in bu ıstılahı tenkit edilmiştir. Açıklamasının muhaddislerin genel kullanımına aykırı olduğu ve ileri sürdüğü şartlara kendisinin de uymadığı belirtilmiştir. Muhammed Avvâme daha ileri giderek bu mertebelerin yalnızca Takrîb’e özgü, müellife ait özel ıstılahlar olduğunu söyler ve mütâbaat ölçütünün pratikte işletilemezliğine dikkat çeker: bir râvinin birden fazla hadisi söz konusu olduğunda her hadis için ayrı ayrı mütâbaat aramak gerekirdi; nitekim Takrîb’de “makbûl” denen râvilerin bazılarında mütâbaat bulunurken bazılarında bulunmamaktadır.