Mütâbaat, “peşinden gitmek, uymak” anlamındaki teba‘ kökünden gelir. Terim olarak “ferd veya garîb olduğu sanılan bir hadisin râvisine başka bir râvi tarafından muvâfakat edilmesi ve hadisin aynı şeyhten yahut senedin daha üst kısmındaki başka bir râvisinden benzer ifadelerle nakledilmesi” demektir. Destek aranan hadise mütâba‘ aleyh, teferrüd eden râviye mütâba‘, başka tariklerden geldiği görülen rivayete ve onun râvisine mütâbi‘ (tâbi‘) denir.
Mütâbaat ikiye ayrılır: mütâbi‘ rivayet, ferd hadisin râvisinin akranı olan aynı hocadan nakledilirse el-mütâbaatü’t-tâmme; senedin menşeine daha yakın başka bir hocadan ve farklı bir râvi tarafından nakledilirse el-mütâbaatü’l-kāsıra (nâkısa) adını alır.
Bu araştırma işleminin adı i‘tibârdır ve i‘tibâr bir hadis çeşidi değil bir yöntemdir: mütâbi‘ ile şâhid onun sonucudur. Teferrüd hangi râvinin tabakasında ise önce o tabakada hadisi rivayet eden başka bir râvi aranır, bulunamazsa ilk kaynağa doğru her tabakada işlem sürdürülür.
Önemli bir kural: bir hadisi ferd veya garîb olmaktan kurtaran mütâbi‘ ve şâhidin sahîh olması şart değildir; çok zayıf olmaması yeterlidir. Râvi değerlendirmelerinde geçen “hadisleri ihticâc için yazılır” ile “hadisleri i‘tibar için yazılır” ayrımı tam da bunu gösterir. Yalancılık ve çok yanılma gibi sebeplerle metrûk sayılan râvilerin hadisleri ise destekleyici olarak da kullanılmaz.
Meymûne’nin hizmetçisine zekât olarak verilmiş koyunun leşi hakkındaki rivayet Süfyân b. Uyeyne – Amr b. Dînâr – Atâ b. Ebû Rebâh – İbn Abbas senediyle gelir (Müslim, Hayız 100-104). İ‘tibar sonucu İbn Cüreyc’in de aynı tarikle Amr b. Dînâr’dan naklettiği görülür — bu el-mütâbaatü’t-tâmmedir. Üsâme b. Zeyd el-Leysî ise aynı hadisi senedin daha üst kısmındaki Atâ b. Ebû Rebâh’tan farklı bir lafızla nakletmiştir — bu da el-mütâbaatü’l-kāsıradır.