Mütevâtir, “konusunun doğruluğu bilgisini bizzat kendisi veren haber” anlamında bir kelâm ve fıkıh usulü terimidir; kelime, ardı ardına gelip kesintiye uğramadan devam eden olayları anlatır. Terimin asıl yeri fıkıh usulü ve kelâmdır; hadis âlimlerinin bir kısmı da kullanmış, fakat çoğu zaman bununla teknik anlamdaki tevâtürü değil yaygın/meşhur rivayeti kastetmiştir.
Mütevâtirin üç şartı vardır: kesret (haberi nakledenlerin yalan üzerinde birleşmelerinin imkânsız olacağı sayıda olması), istinad (haber verenlerin içeriği duyuya dayalı olarak bilmesi) ve istivâ (bu şartların senedin her tabakasında bulunması). Lafızların da aynı olması hâlinde lafzî, aynı mananın farklı lafızlarla nakledilmesi hâlinde manevî mütevâtir adını alır.
Klasik kaynaklarda mütevâtir örneği olarak Kur’an’ın nakli, beş vakit namaz, namaz rek‘atlarının sayısı ve zekât miktarları gibi uygulamalar verilir. Mütevâtir derlemelerinin başlıcaları Süyûtî’nin Katfü’l-ezhâri’l-mütenâsire’si ile Kettânî’nin Nazmü’l-mütenâsir’idir.
Sayı şartı en tartışmalı meseledir ve âlimler bir rakamda anlaşamamıştır. Bâkıllânî sayının dörtten, İstahrî ise ondan aşağı olamayacağını belirtmiştir; kaynaklarda başka rakamlar da (beş, on iki, yetmiş, üç yüz on üç) zikredilir. Buna karşılık âlimlerin çoğunluğu, mütevâtiri zarurî bilgi sağlayan haber olarak gördüğü için haber verenlerin sayısını değil bilginin fiilen gerçekleşmiş olmasını esas almış ve tevâtür için muayyen bir sayı bulunmadığını savunmuştur. Ayrıca orta çağdan itibaren bazı hadisçiler, Hz. Peygamber’den gerçekten lafzen mütevâtir bir hadis bulunup bulunmadığını tartışmıştır: en çok örnek verilen “Kim bana kasten yalan isnat ederse…” hadisinin bile sahâbîlerden aynı lafızla gelmediği, çoğunlukla tek bir sahâbînin muhtelif râvilerinden farklı lafızlarla nakledildiği modern çalışmalarda gösterilmiştir.