Haber-i vâhid, başlangıçta “bir veya birkaç kişinin rivayet ettiği haber”, sonraları “mütevâtir derecesine ulaşmayan haber” anlamında kullanılmıştır. Fıkıh usulünde “bir veya birden fazla kişinin rivayet ettiği, mütevâtir olmayan haber” diye tanımlanır; beş-altı kişinin naklettiği haber de bu gruba girer. Hadis ilmindeki dar tanımda ise sahâbeden itibaren her tabakada tevâtür derecesine ulaşmayan sayıda, adâlet ve zabt sahibi râvilerin naklettiği, şâz ve muallel olmayan, zann-ı gālib ifade eden rivayettir.
Haber-i vâhid, râvi sayısına göre üçe ayrılır: meşhur (her tabakada üç veya daha fazla râvisi bulunan, fakat tevâtür derecesine ulaşmayan), azîz (her tabakada en az iki râvinin naklettiği) ve garîb (senedin herhangi bir tabakasında tek râvinin naklettiği).
Hüküm değeri konusunda usulcülerin çoğunluğu “haber-i vâhid ilim değil zan ifade eder” ilkesini benimser. Buna rağmen, prensip olarak sika râvilerin naklettiği haber-i vâhidlerle amel etmek gerekir; çünkü galip zan, şer‘î hükümlerde amelin vâcip olması için yeterli sayılmıştır. İtikadî konularda delil olup olmadığı ise tartışmalıdır.
Mezhepler arasında yaklaşım farkları belirgindir. Hanefîler haber-i vâhidi bilgi için değil amel için muteber sayar; Kitab’a muhalif olanlarla amel etmez ve umûmü’l-belvâ (herkesi ilgilendiren yaygın durum) konusunda gelen tek kişilik haberleri reddeder. Şâfiîler, sahîh şartlarını taşıyan haber-i vâhidin hüccet olduğunu savunur ve senedin kesin muttasıl olmasını şart koşar. Mu‘tezile ise haber-i vâhidin bilgi ifade etmediğini, usûlü’d-dîn konularında tek başına delil olamayacağını ileri sürer.
Bir sahâbînin Ramazan hilâlini gördüğünü bildirmesi üzerine bu tek kişilik haber kabul edilmiştir. Benzer şekilde Kubâ Mescidi’ndeki müslümanlar, kıblenin Kâbe yönüne çevrildiğini bildiren tek bir kişinin haberine güvenerek namazda yönlerini değiştirmişlerdir.