حَدَّثَنِي يَحْيَى، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ نَافِعٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ، أَنَّهُ كَانَ يَقُولُ مَنْ قَالَ وَاللَّهِ ثُمَّ قَالَ إِنْ شَاءَ اللَّهُ ثُمَّ لَمْ يَفْعَلِ الَّذِي حَلَفَ عَلَيْهِ لَمْ يَحْنَثْ . قَالَ مَالِكٌ أَحْسَنُ مَا سَمِعْتُ فِي الثُّنْيَا أَنَّهَا لِصَاحِبِهَا مَا لَمْ يَقْطَعْ كَلاَمَهُ وَمَا كَانَ مِنْ ذَلِكَ نَسَقًا يَتْبَعُ بَعْضُهُ بَعْضًا قَبْلَ أَنْ يَسْكُتَ فَإِذَا سَكَتَ وَقَطَعَ كَلاَمَهُ فَلاَ ثُنْيَا لَهُ . قَالَ يَحْيَى وَقَالَ مَالِكٌ فِي الرَّجُلِ يَقُولُ كَفَرَ بِاللَّهِ أَوْ أَشْرَكَ بِاللَّهِ ثُمَّ يَحْنَثُ إِنَّهُ لَيْسَ عَلَيْهِ كَفَّارَةٌ وَلَيْسَ بِكَافِرٍ وَلاَ مُشْرِكٍ حَتَّى يَكُونَ قَلْبُهُ مُضْمِرًا عَلَى الشِّرْكِ وَالْكُفْرِ وَلْيَسْتَغْفِرِ اللَّهَ وَلاَ يَعُدْ إِلَى شَىْءٍ مِنْ ذَلِكَ وَبِئْسَ مَا صَنَعَ .
Türkçe Çeviri
Bana Yahyâ, Mâlik'ten, o Nâfi'den, o da Abdullah b. Ömer'den naklen tahdîs etti. Abdullah şöyle derdi: Bir kimse, "Vallahi" dedikten sonra "Allah dilerse" der ve ardından üzerine yemin ettiği şeyi yapmazsa yeminini bozmuş olmaz. Mâlik dedi ki: Yemin ederken istisnada bulunma konusunda işittiklerimin en güzeli şudur: Kişi sözünü kesmediği sürece bu istisnadan yararlanır. Susmadan önce sözlerinin birbirini kesintisiz izlediği durum da böyledir. Fakat susup sözünü kesince artık istisna hakkı yoktur. Yahyâ dedi ki: Mâlik, "Allah'ı inkâr etmiş olayım" veya "Allah'a ortak koşmuş olayım" deyip sonra yeminini bozan kişi hakkında şöyle dedi: Kalbi şirk ve küfrü içinde saklamadıkça ona kefâret gerekmez; kendisi de kâfir veya müşrik olmaz. Allah'tan bağışlanma dilesin, böyle bir söze bir daha dönmesin. Yaptığı ne kötüdür!
Bu çeviri otomatik üretildi; yayımlanmış bir neşirden alınmadı. Arapça asıl metin yanda duruyor.