Sahîh-i MüslimSahîh (sağlam)Sahîh-i Müslim, Cuma (no. 1974)
وَحَدَّثَنَاهُ مُحَمَّدُ بْنُ رَافِعٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، حَدَّثَنَا مَعْمَرٌ، عَنْ هَمَّامِ بْنِ مُنَبِّهٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم . وَلَمْ يَقُلْ وَهِيَ سَاعَةٌ خَفِيفَةٌ .
Türkçe Çeviri
Bize bu hadîsi Muhammed b. Râfi' de rivâyet etti. (Dedi ki) : Bize Abdurrazzâk rivâyet etti. (Dedi ki) : Bize Ma'mer, Hemmâm b. Münebbih'den, o da Ebû Hüreyre'den, o da Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) ’den naklen rivâyet etti. Yalnız: «o, hafif bir saatdir.» cümlesini söylemedi. Bu hadîsi Buhârî «Kitâbü'l-Cumua» da tahrîc etmişdir. Hadîsi: Ebû Hüreyre, İbn Abbâs, Ebû Mûsâ (radıyallahü anhûm) ile Muhammed b. Şîrîn, Ebû Selemete'bnü Abdirrahmân, Hemmâm, Muhammed b. Ziyâd, Ebû Saîd-i Makburî, Said übnü'l-Müseyyeb, Atâ' b. Ebî Rabâh, Ebû Râfi', Ebû'l-Ahvas, Ebû Bürde, Mücâhid ve Ya'kûb b. Abdirrahmân hazerâtıda rivâyet etmişlerdir. İbn Abbâs hadîsini Nesâî «Yevm ve Leyle» bahsinde tahrîc etmişdir. Ebû Mûsâ hadîsini Dârekutnî «El-ilel» nâm eserinde rivâyet eder. İbn Şîrîn rivâyetini Buhârî «Talâk» bahsinde tahrîc etmişdir. Ebû Seleme hadîsini Ebû Dâvûd tahrîc etmişdir. Mezkûr hadîsde Hazret-i Ebû Hüreyre: « Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) : — Üzerine güneş doğan en hayırlı gün cum'a günüdür. .. buyurdular». demişdir. Hadîs uzundur. Ayni hadîsde: «O gönde öyle bir saat vardır ki eğer bir müslüman leul namaz kılarken o saate rastlar da, Allah'dan bir hacet dilerse, Allah mutlakaa ona, o haceti verir.» ifâdesi de vardır. Mezkûr hadîsi Tirmizî ile Nesâî dahi muhtelif rıâvîlerden tahrîc etmişlerdir: Hemmâm b. Münebbih ile Muhammed b. Ziyâd rivâyetlerini Müslim tahrîc etmiçdir. Ebû Saîd-i Makburî ile Saîdü'bnü’l-Müseyyeb rivâyetlerini Nesâî «Yevm ve Leyle» bahsinde tahrîc etmişdir. Atâ' b. Ebî Rabâh rivâyetini Dârakutnî tahrîc — Onu, bana haber ver! Ne olursun cimrilik etme! dedim, Abdullah: — O, ikindiden sonra başlar, güneş kavuşuncaya kadar devam eder; dedi. Ben: — İkindiden sonra nasıl olabilir? Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) (Eğer müslüman bir kul namaz kılarken o saate rastlarsa...) buyurdular. Hâlbuki (senin söylediğin) bu saâtde namaz kılınmaz? dedim. Abdullah b. Sellâm: — Canım, Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) : (Eğer bir kimse namazı bekleyerek bir yerde oturursa, o kimse namazdadır.) buyurmadı mı? dedi; — Evet! cevâbını verdim. — İşte bu, o'dur! dedi.» Hazret-i Ebû Hüreyre'nin bu anlattıkları gösteriyor ki: Nama-:-dan murâd: Duâ; ayakta bulunmakdan maksad da: Devâm'dır. Onun için bâzı rivâyetlerden «ayakta» kaydı düşmüşdür. Ebû Ömer İbn Abdilberr (368-463) : «Bu ziyâde Mâlik, Verkaa' ve daha başkalarından rivâyet eden Ebû -Zinâd'dan bellenmişdir. Muhammedü'bnü Vaddâh mezkûr ziyâdenin hadîsden atılmasını emrederdi. Çünkü söylediğimiz işkâlı, mûcib olmaktadır. Lâkin buna arzettiğimiz şekilde cevap verilmişdir.» diyor. Eliyle işaret ederek icabet saatinin azlığım gösteren bizzat Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) 'dir. Nitekim Ebû Mus'ab'm, İmâm Mâlik 'den naklettiği rivâyetde tasrîh edilmişdir. Taklîl ile tezhîd'in ikisi de: azlığını beyân etmek, mânâsına gelirler. Taberânî'nin «El-Evsat» da Hazret-i . Enes'den rivâyet ettiği hadîsde: «İcabet saati şu kadarcıkdır.» buyurularak bir tutam olduğu gös-terilmişdir. Aynî 'nin beyânına göre ulemâ icabet saati hakkında muhtelif ve-cihlerden söz etmişlerdir. Şöyle ki: a) Saat kelimesinin hakikati: Zamanın bir cüz-i mahsûsdur. Bazen günle gecenin yirmidört cüz'ünden birine, bazen de mecaz yolu ile herhangi bir zaman cüz'üne ıtlak olunduğu gibi, şimdiki zamana dahi saat denildiği vardır. İlm-i nücûm ve hendese ile meşgul olanlar gece ile gündüzü onikişer kısma bölerek her parçaya saat adını verirler. Bu takdirce saat, yerine göre bazen uzun bazen kısa olur. b) İcabet saatinin zamanımıza kadar devam edip etmediği ihtilaflıdır. Ulemâdan bâzılarına göre bu saat, Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) devrinde mevcûd idi. Sonradan kaldırılmışdır. bu kavli İbn Abdilberr hem rivâyet etmiş hem de çürütmüşdür. İbn Abdilberr Abdürrazzâk’ın rivâyet ettiği Ebû Hüreyre hadîsi ile istidlal eder. Hadîsi rivâyet eden Hazret-i Muâviye'nin kölesi Abdullah Şöyle demişdir: «Ebû Hüreyre'ye: — Cuma günündeki icabet saatinin kaldırıldığını söylüyorlar; dedim. — Onu söyleyen yalan yapmış! cevâbını verdi. — Şu hâlde bu saat ileride göreceğim her cum'âda devam ediyor mu? diye sordum; Ebû Hüreyre: — Evet! cevâbını verdi.» Hadîsin isnadı kuvvetlidir. İbn Abdilberr: «Bütün haberler, bu minval üzere müte-vâtir olmuşlardır.» diyor. Buna mukaabü Hâkim'in «Salıîh» inde rivâyet ettiği Ebû Seleme hadîsinde şöyle denilmektedir: «Dedim ki: Yâ Ebâ Saîd! Ebû Hüreyre bize cuma günündeki icabet saatinden bahsetti. Senin bu saat hakkında malûmatın var mı Ebû Saîd: — Biz, bu saati Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) 'e sorduk da: — Ben onu biliyordum ama sonradan kadir gecesi gibi o da bana unutturuldu., buyurdu.» İbn Zencûye'nîn, Muhammed b. Kâ'b El-Kurazî'den rivâyetine nazaran ikindiden sonra Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) ’in mescidi içinden bir köpek geçmiş. Bunu görünce sahabeden bir zât: Yâ Rabbî! Şunu öldür! diye duâ etmiş ve köpek hemen ölmüş. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) Efendimiz: «Yemîn olsun ki bu zât duaların müstecâb olduğu saate rastladı!» buyurmuşlar. c) İcabet saati bakî olduğuna göre acaba her cuma varmıdır yoksa seneni nyalnız bir cum'âsına mı münhasırdır? Bunda dahi ihtilâf edil-mişdir. Kâ'bü’l-Ah bâr'a göre icabet saati, senede bir gündür. Hazret-i Ebû Hüreyre her cuma günü icabet saati olduğunu söylemiş ve: «Kâ'b Tevrât»'ı okumuş» dedikden sonra: « Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) doğru söylemiştir.» cümlesi ile sözüne nihayet vermiş; Hazret-i Kâ'b da onu dediğine gelmişdir. Bu hadîsi Ebû Dâvûd ile Nesâî ve Tirmizî rivâyet etmişlerdir. d) İcabet saatinin vakti hakkında pek çok sözler söylenmişdir. Şöyle ki: 1) Bu saat Kadir gecesi gibi gizlidir. Cuma gününün neresinde olduğu belli değildir. İbn Kudâme'nin kavli budur Mezkûr kavil Hazret-i Kâ'bü'l-Ahbâr'dan rivâyet olunur. Bu saatin gizlenmesin-deki hikmet, onu bulmak maksadı ile bütün günü ibâdetle geçirtmekdir. Nitekim Teâlâ Hazretleri sulehâya hüsn-ü zann olunsun diye velî kullarının kimler olduğunu gizlemişdir. 2) İcabet saati: Her cuma bir olmayıp, yer değiştirir. İmâm Gazâlî (450-505) : «Bu bâbda söylenenlerin en güzeli budur.» demiş-dir. İbn Asâkir ile diğer bir takım ulemâ kat'î olarak buna kaa-ildîrler. 3) İcabet saati: Cuma sabahı müezzinin ezan okuduğu saatdir. Bunu İbn Ebî Şeybe söylemişdir. 4) Tanyerinden başlıyarak güneş doğuncaya kadar devam eder. Bu kavli İbn Asâkir, Mücâhid tarîki ile Hazret-i Ebû Hüreyre’den rivâyet etmişdir. Bir rivâyetde: «Ve ikindiden, güneş kavuşuncaya kadardır.» ibaresini de ziyâde etmişdir. Bazıları buna İmâmın minberden inerek, namaz için tekbîr alıncaya kadar.» ibâresini de ziyâde etmişlerdir. Şu hâlde icabet saati hakkında Hazret-i Ebû Hüreyre'nin üç vakit gösterdiği anlaşılıyor. Filhakika Ebû Hüreyre (radıyallahü anh) ’ın: «Cuma günündeki icabet saatini şu üç vakitde arayın!..» dediği rivâyet olunur. Yani onun kavline göre cuma günü icabet saati, tanyerinden güneş doğuncaya kadar, ikindiden güneş batıncaya kadar ve İmâm minberden inerek namaz için tekbîr alıncaya kadar aranacakdır.
Çeviri kaynağı: islamilimleri.com
Künye
KaynakSahîh-i Müslim
Kitap · BâbCuma · Cuma
Hadis No1974
Râvi sayısı—
İlk râvi—
Sıhhat Değerlendirmesi
Sahîh (sağlam)Sahîh koleksiyonu
Müslim'in Sahîh'inde yer alan, sıhhati üzerinde ittifak edilen bir rivayet.
Araştırma
İsnadın coğrafi yolculuğu, varyant ağacı ve ortak halka bir arada.İsnad Silsilesi
Rivayetin Peygamber’e ulaşan râvi zinciri.
İsnad zinciri verisi bulunmuyor.
Diğer kaynaklardaki paralel rivayetler
Bu rivayetin veri tabanında eşleşen paraleli bulunmuyor.