Ana sayfa/Kitaplar/Müslim · Mescidler ve Namaz Yerleri · 1385← ÖncekiSonraki →
Sahîh-i MüslimSahîh (sağlam)Sahîh-i Müslim, Mescidler ve Namaz Yerleri (no. 1385)
حَدَّثَنَا أَبُو غَسَّانَ الْمِسْمَعِيُّ، وَمُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، قَالاَ حَدَّثَنَا مُعَاذٌ، - وَهُوَ ابْنُ هِشَامٍ - حَدَّثَنِي أَبِي، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَبِي أَيُّوبَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو، أَنَّ نَبِيَّ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ إِذَا صَلَّيْتُمُ الْفَجْرَ فَإِنَّهُ وَقْتٌ إِلَى أَنْ يَطْلُعَ قَرْنُ الشَّمْسِ الأَوَّلُ ثُمَّ إِذَا صَلَّيْتُمُ الظُّهْرَ فَإِنَّهُ وَقْتٌ إِلَى أَنْ يَحْضُرَ الْعَصْرُ فَإِذَا صَلَّيْتُمُ الْعَصْرَ فَإِنَّهُ وَقْتٌ إِلَى أَنْ تَصْفَرَّ الشَّمْسُ فَإِذَا صَلَّيْتُمُ الْمَغْرِبَ فَإِنَّهُ وَقْتٌ إِلَى أَنْ يَسْقُطَ الشَّفَقُ فَإِذَا صَلَّيْتُمُ الْعِشَاءَ فَإِنَّهُ وَقْتٌ إِلَى نِصْفِ اللَّيْلِ ‏"‏ ‏.‏
Türkçe Çeviri
Bize Ebû Gassân El-Mismaî İle Muhammed b. El-Müsennâ rivâyet ettiler. Dediler ki: Bize Muâz (yani İbn Hişâm) rivâyet etti. (Dedi ki) : Bana babam, Katâde'den, o da Ebû Eyyûb’dan , o da Abdullah b. Amr'dan naklen rivâyet etti ki Nebîyyullah (sallallahü aleyhi ve sellem) : «Sabah namazını kıldığınız vakit (yok mu) o vakit tâ güneşin ilk ışığı doğuncaya kadar devam eder, sonra öğleyi kıldığınız vakit (yok mu) o vakit tâ ikindi oluncaya kadar devam eder. İkindiyi kıldığınız vakit (yok mu) o vakit tâ güneş sararın caya kadardır. Akşam namazını kıldınız mı, onun vakti de tâ şafak kayboluncaya kadar devam eder. Yatsıyı kıldığınız vakit (yok mu) o vakit de gecenin yansına kadar devam eder.» buyurmuşlar. Bu hadîs namaz vakitlerini beyân etmekte ise de Müslim sarihlerinden Übbî’nin beyânı vecihle hiç bir namazın ilk vaktini ta'yîn etmemekde yalnız vakitlerin nerede nihayet bulduğunu bildirmektedir. Görülüyor ki sabah namazının vakti güneş doğmakla sona ermektedir. Güneş doğdukdan sonra kılınan sabah namazı kaza olur. Yalnız usûl-ü fıkıh ilminde beyân edildiğine göre edâ ve kaza lâfızları birbirinin yerinde kullanılabilirler. Yani kaza edilen bir namaza edâ lâfzı ile, edâ edilen bir namaza da kaza lâfzı ile niyetlenmek caizdir. Cumhûr-u ulemânın kavli budur. Onlara göre güneş doğmakla sabah namazının vakti sona erer. Delilleri bu hadîsdir. Şâfiîler 'den Ebû Saîd-i îstahrî: «Ortalık iyice aydınladıktan sonra kılınan sabah namazı kaza olur. Çünkü Cibrîl (aleyhisselâm) ikinci gün sabah namazını bu zamanda kılmış ve Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) 'e — dünkü vakitle o günkü vakte işaret ederek — «Şu iki vaktin arası bu namazın vaktidir;» buyurmuşdur, diyor. Fakat Hadîs-i şerif onun lehine değil aleyhine delildir. Cumhûr-u ulemâ, Cibrîl hadîsini sabah namazının ihtiyarî vaktini yâna hamletmişlerdir. Yalnız yukarıda da görüldüğü vecîhle Hanefîler e göre namaz kılarken güneş doğarsa o namaz bozulur. Sabah namazının ilk vakti Fecr-i sâdık yahut Fecr-i sânl denilen hakikî aydınlıkla başlar. Bu aydınlıkdan önce ufukda şark'dan, garb'a doğru yükselen bir aydınlık görünür, buna «Fecr-i kâzip» yani yalancı İecr derler. Ondan sonra cenûb'dan, gimâl'e doğru yayılan bir aydınlık daha zuhur eder ki buna «Fecr-i sâdık» yani hakîki fecir denilir. İşte sabah namazının ilk vakti bununla başlar. Bu hadîsde öğlenin evvel vakti bildirilmediği gibi vaktinin sonu dahi sarahaten beyân edilmemiş; yalnız ikindi vaktinin girraesîle sona ereceğine işaret buyurulmuşdur. Öğle'nin vakti güneşin zevalinden başlar. Übbî'nin nakline göre üç türlü zeval vardır. Birinci zevali yalnız Allahü teâlâ bilir. İkinciyi «Mukarrebûn» denilen melekler; üçüncü zevali de insanlar bilirler. Bundan murâd, güneşin gök yüzünde en yüksek irtifâa çıkdıkdan sonra batıya doğru inmeye başlamasıdır. Bu zeval gölgenin en kısa olmasıyla bilinir. Zevali bilmek için yere bir sopa dikilir ve batı tarafta bulunan gölgesine bakılır. Gölge sabahleyin son derece uzun olur, güneş yükseldikçe kısalır, güneş gökyüzünde en yüksek dereceye varınca gölge artık durur. Kısa bir zaman için ne artar ne eksilir. İşte o an günün ortasıdır. Ona istiva derler. Sonra güneş yavaş yavaş batıya doğru inmeye başlar. İşte bu inişin ilk derecesine zeval denilir ki öğle namaznun vakti bununla girer. Gölge kısala kısala zeval zamanındaki uzunluğu hesaba katılmamak şartı ile sopanın uzunluğu kadar kaldığı zaman cumhûr-u ulemâya göre öğlenin son vaktidir. İmâm A'zam 'a göre Öğle vaktinin her şey'in gölgesi iki misli olduğu zaman çıktığını az yukarıda gönnüşdük. Mâlikîler e göre vakit; İhtiyarî ve zarurî olmak üzere ikiye ayrılır. İçinde namazın edası, mükellefin ihtiyarına bırakılan vakte ihtiyarî vakitdan sonra gelene de zarurî vakit derler. Bu vakit hayız, baygınlık ve delilik gibi zaruretler erbâbına mahsûs olduğu için ona zarurî demişlerdir. Zârûret sahiplerinden birisi namazı zarurî vaktinde kılmakla günahkâr olmaz. Fakat onlardan başkaları zarurî vakitde kılarlarsa günahkâr olurlar. Mâlîkiler'e göre her şey'in gölgesi bir misli olduğu zaman öğlenin ihtiyarî vakti çıkar; zarurî vakti girer. Zarurî vakti ikindinin ihtiyarî vaktinden başlayarak güneşin kavuşmasına yalnız ikindi namazı sığacak vakit kalıncaya kadardır. İkindinin vakti İmâm A'zam 'a göre her şey'in gölgesi iki misli, cumhûr-u ulemâya göre bir misli olduktan sonra başlar. Zeval zamanındaki gölge burada dahi hesaba katılmaz. Ve güneşin batmasıyla sona erer. Mâl ikiler'e göre ikindinin zarurî vakti yere ve duvarlara vuran güneşin sarı bir renk olmasıyla başlar ve güneş kavuşuncaya kadar devam eder. Bundan evvelki vakit ikindinin ihtiyarî vaktidir. Hanbelîler dahi, Mâlikîler gibi ikindinin ihtiyarî ve zarurî vakitleri olduğuna kaaildirler. Mâlikîler 'in meşhur olan kavline göre öğle ile ikindi arasında hazarda dört, seferde iki rek'ât namaz sığacak kadar müşterek bir vakit vardır. Acaba bu ortak mikdâr öğle'nin sonu olup, ikindi, öğlenin son vaktine girmiş mi olur yoksa ikindinin ilk vakti olup da öğle, ikindinin ilk vaktine dâhil olmuş mu sayılır. Bu husûsda dahi Mâlikîler 'den iki meşhur kavil rivâyet olunur. Binâenaleyh bir kimse ikindiyi, Öğlenin son vaktinde kılsa da namazını her şey'in gölgesi bir misli olduğu anda bitirmiş olsa, birinci kavle göre bu namaz sahih; ikinci kavle göre bâtıldır. Yine bir kimse öğleyi, ikindi vaktinin evvelinde kılsa, birinci kavle göre ihtiyarî vakitden sonraya bıraktığı için günahkâr olur. İkinci kavle göre günahkâr olmaz. Çünkü bu namazı öğle ile ikindi arasındaki müşterek zamanda kılmışdır. Ulemâdan bir taife ile İmâm Mâlik 'den başka müşterek vakte kaail olan yokdur. Öğlenin vakti çıktığı gibi ikindinin vakti girer. İmâm Mâlik ile ona tabî olanların delili: Cibrîl (aleyhisselâm) hadîsinde Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) ’in: «ikinci gün Cebrail, bana öğleyi her şey'in gölgesi bir misli olduğu va-kît kıldırdı; birinci gün de ikindiyi her şey'in gölgesi bir misli olduğu vakit kıldırdı.» buyurmuş olmasıdır. Bu hadîsi n zahirine bakılırsa öğle ile ikindi vakitleri dört rek'ât namaz kılacak mikdârda müşterekdirler. Cumhûr'un delili Bâbımızın hadîsidir. Onlara göre, Cibrîl hadîsinin ma'nâsı: «Öğle namazını her şey'in gölgesi bir misli olduğu vakit bitirdi; birinci gün de ikindiyi, kılmaya her şey'in gölgesi bir misli olduğu zaman başlamışdı.» demekdir. Binaenaleyh aralarında müşterek vakit yoktur. Rivâyetlerin arasını böyle cemetmek zarurîdir. Zîrâ müşterek vakit bulunduğuna kaail ohnakla öğle vaktinin sonu meçhul kalır. Şâfiîler 'e göre ikindinin beş türlü vakti vardır. Bunlar: Fazilet vakti, İhtiyar vakti, Kerâhetsiz cevaz vakti, Kerahetle cevaz vakti ve Özür vakti nâmları ile anılırlar. Fazilet vakti, ihtiyarî vakit ile birlikde başlar ve her şey'in gölgesi bir misli oluncaya kadar devam eder. Cevaz vakti, bundan başlayarak güneşin sararması zamanına kadar devam eder. Kerahet ile ceyâz vakti, güneşin sararmasından başlayarak kavuşmasına kadar devam eder. Özür vakti ise yolculuk veya yağmur gibi bir özürden dolayı ikindiyi, öğle zamanında, öğle ile birlikde kılmakdır. Bu beş nevî namaz hep edâ olup güneş batıncaya kadar kılınmazlarsa kazaya kalırlar. Ebû Saîdi İstahrî'ye göre her şey'in gölgesi iki misli olduğu vakit kılınan ikindi kazâ sayılır. Bu hadîs onun aleyhine delildir. Akşam namazının vakti güneş battıkdan sonra başlar, şafak kaybolmakla sona erer. Hanefîler 'e göre güneş kavuştukdan sonra ufukta birbiri ardına üç hâl meydana gelir. Birinci hâlde ufuk kızarır, ikincide beyazlaşır, üçüncüde de kararır. İmâm A'zam 'a göre şafak ufkun beyazlığıdır. Onun kaybolması da ufkun kararmasıdır. İşte akşam namazının vakti ufuktaki beyazlık sönerek karanlık çöktüğü zaman sona erer. Hanefîler 'den İmâm Ebû Yûsuf'la İmâm Muhammed şafak mes'elesinde diğer mezhep İmâmları ile beraberdirler. Onlara göre şafakdan murâd ufuktaki kızıllıkdır. Her namaz için biri ihtiyarî, diğeri zarurî olmak üzere iki vakit isbât eden Mâlikîler akşam namazında ihtiyarî vakit olmadığına kaaîldirler. Çünkü akşam namazının devamlı vakti yokdur. Onun ancak namazın şartlarını tamamlayarak ezan ve ikaametle kılınacak kadar zamanı vardır. Namaz için hazırlığı bulunmayanlara yalnız abdest, taharet vb. gibi hazırlıklarını ikmâl edecek kadarcık gecikme caizdir. Fakat akşam namazının zarurî vakti vardır. Bu vakit güneşin kavuşmasından başlayarak, tan yeri ağarmasına dört rek'ât namaz sığacak vakit kalıncaya kadar devam eder. Şâfiîler 'in zayıf bir kavline göre akşam namazının vakti, şafağın kaybolmasına kadar devam eder. Sahîh olan kavle göre ise akşam namazının vakti abdest ve taharet gibi hazırlıkları tamamlayarak ezan ve ikaametle namazı kılacak kadardır. Namazı bundan sonraya bırakmak kaza olur. Fakat Nevevî 'nin beyânına göre Şâfiîyye ulemâsının muhakkıkları akşam namazını şafağın kaybolmasına yakın bir âna kadar geciktirmeyi caiz görmüşlerdir. Vaktin evvelinde kılmayıp da, o ânda kılan kimse günahkâr olmaz. Nevevî : «Sahîh olan yahut ondan başkası caiz olmayan doğru şekil budur.» diyor. Gerçi Cibrîl hadîsinde akşam namazının her iki günde ayni zamanda yani güneş kavuştukdan sonra kılındığı bildiriliyor. Binâenaleyh onun vaktinin şafak kavuşuncaya kadar devam etmemesi gerekirse de yine Nevevî bu hadîse üç vecîhle cevap verildiğim bildiriyor. Şöyle ki: a) Hazret-i Cibrîl akşam namazı için yalnız ihtiyarî vakti beyân etmiş, cevaz vaktini ibâdetle doldurmamışdır. b) Cibrîl hadîsi islâm'ın ilk devirlerine âiddir. Akşam namazının şafak kayboluncaya kadar kılınabileceğini gösteren bu hadîslerse Medine'de son zamanlarda vârîd olmuşlardır. Binaenaleyh onlara îtimâd etmek gerekir. c) Buradaki hadîsler sened itibârı ile Cibrîl hadîsinden daha sahîhdirler. Yatsı namazının vakti şafağın kaybolmasından başlayarak, tan yeri ağarıncaya kadar devam eder. Mâlikîler 'le, Hanbelîler'e göre yatsının ihtiyarî vakti kırmızı şafak kayboldukdan sonra başlayarak, gecenin üçte birinin sonuna kadar devam eder. Zarurî vakti ise Mâlikîler 'e göre gecenin üçte biri bittikden sonra başlar, tan yeri ağarmasına tam bir rek'ât sığacak vakit kalıncaya kadar devam eder. Yatsıyı özürlülerden mâda hiç kimse zarurî vaktinde kılamaz. Kılarsa günahkâr olur. Hanbelîler'e göre yatsının zarurî vakti gecenin üçte biri geçtikden sonra başlar, tan yeri ağarıncaya kadar devam eder. Onlara göre sabah, öğle ve akşam namazlarının zarurî vakitleri yoktur. Şâfiîler 'den îstahrî'ye göre, gece yarısından sonra kılınan yatsı kaza olur.
Çeviri kaynağı: islamilimleri.com
Etiketler:Namazİbadet
Künye
KaynakSahîh-i Müslim
Kitap · BâbMescidler ve Namaz Yerleri · Mescidler ve Namaz Yerleri
Hadis No1385
Râvi sayısı
İlk râvi
Sıhhat Değerlendirmesi
Sahîh (sağlam)Sahîh koleksiyonu

Müslim'in Sahîh'inde yer alan, sıhhati üzerinde ittifak edilen bir rivayet.

Araştırma

İsnadın coğrafi yolculuğu, varyant ağacı ve ortak halka bir arada.

İsnad Silsilesi

Rivayetin Peygamber’e ulaşan râvi zinciri.

İsnad zinciri verisi bulunmuyor.

Diğer kaynaklardaki paralel rivayetler

Bu rivayetin veri tabanında eşleşen paraleli bulunmuyor.
AnaAraKitapRâviKonuOlayKabile