Aşağıdaki izah hadisin parçası değildir; mütercimin ve şârihlerin notudur.
Bu hadîs, cemâatin bütün namaz fiillerinde imâma tâbi olmaları lâzım geldiğine delildir. Hanefîler e göre İmâma tâbi olmak üç surete şâmildir: 1- Cemâatin fiili İmâmın fiiliyle beraber olur. İmâmla beraber niyetlenmek, beraber rükûa gitmek ve beraber selâm vermek gibi İmâmdan önce rükûa giden ve rükûda İmâmı bekleyen kimsenin hükmü de budur. 2- Evvelâ İmâm niyet eder, arkacığından cemaat da niyetlenir. Rükû' ve secdeler de böyle yapılır. 3- Cemâat İmâmdan hayli sonra niyetlenir veya sonra rükû, sft-cûd eder, ancak İmâm o rüknü bitirmeden cemâat kendisine yetişmiş ve o rüknün bir cüzünde birleşmiş olurlar. İşte bu suretlerin üçüne de mutâbeat, yani İmâma uyma denilir. Meselâ: İmâmdan ileri gitmemek ve geri kalmamak şartıyla İmâmla birlikte rükû' eden, yahut İmâmdan pek az sonra veya biraz gecikerek rükû'a varan, yahut İmâm rükûdan doğrulduktan sonra henüz secdeye gitmeden rükû eden cemâat İmâma tâbi olmuş sayılırlar. Namazın farzlarında İmâma tâbi olmak farz, vaciplerinde mutâbâat vacip, sünnetlerinde mutabâatta sünnettir. Meselâ: İmâmdan önce rükû edip doğrulan ve tekrar İmâmla rükû etmeyen kimsenin namazı bâtıl olur. Çünkü farz olan bir rükünde İmâma tâbi olmamıştır. Şâfiîler e göre de İmâma tâbi olmak üç surete şâmildir: 1- Cemâatin namaza niyetlenmesi mutlaka İmâmın niyetinden sonra olmalıdır. Önce yahut iftitâh tekbîrinin velev bir harfinde İmâmla beraber olursa namazı sahîh olmaz. 2- Cemâatin selâmı İmâmın selâmından önce olmamalıdır. Cemâat İmâmdan önce selâm verirse namazı bâtıl olur. İmâmla beraber selâm vermek ise mekrûhdur. 3- Birbiri ardından gelen iki rüknü özürsüz cemâat İmâmdan Önce veya sonra yapmamalıdır. Mâlikîler le, Hanbelîlere göre İmâma tâbi olmak bütün fiilleri İmâmdan sonra yapmakla olur. Ancak İmâma yetişemiyecek kadar fazla gecikmemek şarttır. Bu hususta her mezhebin kendine göre tafsilâtı vardır. Bunlar fıkıh kitaplarından görülebilir. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) «Namazdan çıkma» ile selâm vermeyi kasdetmiştir. Fahr-i Kâinat (sallallahü aleyhi ve sellem) efendimizin cenneti gördüğü halde de çok ağlaması, ya ondan mahrum kalacaklara acıdığından, yahut cennete götürecek ameller az yapıldığındandır. Hadîsi şerif cennetle cehennemin yaratılmış olduklarına delildir. Mû'tezîleden Cubbâî, Ebû Hüseyin Basrî ve emsali cennetle cehennemin şimdi mevcut olmadıklarını, zamanı gelince yaratılacaklarını iddia etmişlerdir. Onlara göre ehli mevcut olmayan ıssız bir cennetle cehennemin yaratılması abestir. Bu hadîs onların kavlini reddetmektedir.