Aşağıdaki izah hadisin parçası değildir; mütercimin ve şârihlerin notudur.
Bu hadîsi Buhârî «Ezan» bahsinin yedi yerinde ve «Namaz» bahsinde: Ebû Dâvûd ile Nesâî dahi «Namaz» bahsinde tahrîc etmişlerdir. Benî Amr b. Avf, Medine-i Münevvere civarındaki «Küba» da yaşarlardı. Bunlar ensârın iki büyük kabilesinden biri olan Evs’in kalabalık bir batındırlar. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) ’in Bent Amr'a gitmesi, aralarında çıkan bir çarpışma dolayısı iledir. Kübalılar, birbirlerine taşlar atmak suretiyle mukatele etmişlerdi. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) bunu haber alınca: «Haydi gidelim şunlann arasını bulalım.» buyurmuşlar. Bir rivâyete göre Kübalıların birbirleriyle çarpıştığı haberi geldiği vakit Hazret-i Bilâl öğle ezanını okumuş bulunuyordu. Bâbımız hadîsinde vakti girdiği bildirilen namazdan murâd: ikindidir. Ebû Dâvûd 'un rivâyetinde hadîsin lâfzı şöyledir: «Amr b. Avf kabilesi arasında cenk vuku bulmuştu. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) bunu duydu ve aralarını bulmak için öğleden sonra onların yanına gitti. Bilâl (radıyallahü anh) 'a da: — İkindi namazının vakti girerde ben gelemezsem Ebû Bekir'e emret; Cemaata namazı o kıldırsın! diye talimat verdi. İkindi namazı gelince Hazret-i Bilâl ezanı okuyup ikâmet getirdi. Sonra Ebû Bekir'e emretti; o da İmâmete geçti.» Ebû Dâvud bu. hadîsi sahih bir senetle rivâyet etmiştir. Bundan anlaşılıyor ki Hazret-i Ebû Bekir'e gelen müezzin Bilâl (radıyallahü anh) imiş. Hadîste geçen: «Ebû Bekir evet cevabını vermiş ve namazı kıldırmış» sözünden murâd, namazın tamamı değil, namaza niyetlenmiş olmasıdır." Nitekim bâzı rivâyetlerde bu cihet tasrîh edilmiştir. Tasfîk: Ses çıkaran vuruştur. Buna tasfîh de derler. Bazdan tasfîk ile tasfîh arasında fark görmüş: «Tasfîh, bir elinin arkasıyle öteki elin içine vurmaktır. Bu korkutmak ve tenbîh için yapılır. Tasfîk ise, tŞ içlerini birbirine çarpmaktır. Bundan murâd: eğlence ve oyundur.» mislerdir. Bazıları -kadınlar hakkında tasfîh, sağ elinin iki parmağı Üf sol avucunun içine vurmak olduğunu söylemiş; bir takımları da tasfîh ile tasfîk'in ayni mânâya geldiklerine kail olmuşlardır. Dâvûdî, tasrîhin kadınlara mahsûs olduğunu, fakat hadîsin bazı rivâyetlerinde erkekler hakkında kullanıldığına göre, onların ellerini uyluklarına çarptıkları mânâsına hamletmek gerektiğini söylemiştir. Hazret-i Ebû Bekir'in namazda bakınmaması, bakınmanın memnu olduğunu bildiğindendir. Filhakika İbn Hüzeyme'nin rivâyet ettiği bir hadîsde: Âişe , Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) ’e bir kimsenin namazda bakınmasını sordu da: O bir hırsızlıktır. Şeytân onu kişinin namazından çalar, buyurdular.» denilmektedir. Hadîsin buradaki rivâyetinde Ebû Bekir'in Allah'a hamd ettiği bildiriliyor. Zahire bakılırsa lisanı ile hamd etmiştir. Fakat hadîsin bazı rivâyetlerinde: «Ebû Bekir Allah'a şükür için başını semâya kaldırdı ve gerisi geriye çekildi.» denilmiştir. Bu rivâyete bakarak İbnül-Cevzî, Ebû Bekir'in hamd ve şükürü dille değil, işaretle yaptığını iddia etmiştir. Maamâfih şükür için başını semâya kaldırdığı rivâyetinde sözle şükür ettiğine mâni olacak bir kayıt yoktur. İbn Ebî Kuhâfe: Hazret-i Ebû Bekir'dir. Ebû Kuhâfe babasının künyesidir. İsmi Osman b. Âmir'dir. Hazret-i Ebû Bekir'in kendisine, ben yahut Ebû Bekir demeyip, İbn Ebî Kuhâfe diye takdim etmesi, Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) ’in yanında kendi mertebesini küçük gördüğü içindir. Hadîsdeki tesbîhden murâd: Sübhânallah demektir. Nitekim bir rivâyette: «Sübhânallah desin» buyurulmuştur.