Aşağıdaki izah hadisin parçası değildir; mütercimin ve şârihlerin notudur.
Hazret-i Enes rivâyetlerini Buhârî «Tefsir», «Deavât», «Rikak» ve «İ'tisam» bahislerinde; Tirmizî «Tefsir»'de; Nesâî «Rikak» da, Ebû Mûsa rivâyetini Buhârî «îlim», «t'tisam» ve «Fedâ-rl» bahislerinde muhtelif râvilerden tahric etmişlerdir. «Hayır ve şerde bugünkü gibisini görmedim...» cümlesinden muraıd: Bugün cennette gördüğüm hayırdan daha çok hayır cehennemde gördüğüm şerden daha çok şer hiç bir zaman görmüş değilim. Bunu siz de görmüş olsanız son derece ürker ve gülmeniz azalır. Ağlamanız çoğalırdı, demektir. Hanın: Burundan gunne ile çıkan ağlama sesidir. Hadîsin müteaddit rivâyetlerinden anlaşılıyor ki: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) çok sual sormaktan canı sıkılarak müteaddit defalar: «Sorun bana...» sözünü tekrarlamış. Nihayet Hazret-i Ömer diz çökerek: «Biz Rab olarak Allah'a, din olarak İslâm'a, Resul olarak da Muhammed'e razı olduk.» demiş. Ondan sonra Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) sükût buyurmuştur. Hazret-i Ömer'in bu yaptığı bir edeb ve nezaket, Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) ikram, müslümanlara da Peygamber lerine eziyet ederek helâk olmasınlar diye bir şefkattir. Sözünün manâsı: Biz elimizdeki Kitabullah'a ve Peygamber imizin sünnetine razıyız. Bunlar bize yeter. Başka sual sormaya hacet yoktur, demektir. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) 'in müteaddit defalar: «Sorun bana...» demesine gelince: Bu söz sorulacak her suâle o anda cevab verebileceği kendisine vahyle bildirilmiştir manâsına alınmıştır. Aksi takdirde gaibe ait her sorulanı bilemez, yalnız Allah'ın bildirdiğini haber verirdi. Hazret-i Abdullah b. Huzafe'nin: «Babam kimdir?» diye sorması câhiliyyet âdeti iktizası bazı kimselerin nesebine ta'n etmelerinden ve Huzafe'nin oğlu olmadığını söylemelerindendir. Annesinin Abdullah'a; «Annen câhiliyyet devri kadınlarının irtikab ettikleri bir şenâatta bulunmuş olsa, onu halkın gözleri Önünde kepaze etmeyeceğinden emin miydin?» diye çıkışmasından murad: Ben zina etmiş olsam da Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) sana Huzafe'nin oğlu olmadığını söyleseydi, sen beni âleme karşı rezil ederdin, demektir. Hazret-i Abdullah'in kara bir kölenin oğulluğunu kabul etmesi mütesavver değildir. Çünkü zina ile nesep sabit olmaz. Burada onun kara bir köleye oğul olmayı kabul edecek olması iki vecihle izah edilir: 1- Bu hükmü henüz duymamıştır. O ana kadar kendisi zinadan doğan bir ;ocuğun nesebinin sabit olduğunu zannetmiştir. 2- Nesebin ilhak ve isbatı, kadın şüphe ile cima edilmişse caizdir. Çocuğun nesebi cima sahibinden sabit olur.