Ana sayfa/Kitaplar/Müslim · Selâm · 5797← ÖncekiSonraki →
Müslim, Selâm 33
Hastalık Bulaşması, Teşe’üm, Hame, Safer, Yıldız Batması ve Gul Olmadığı Hasta Develerin Sahibi Sağlam Develerin Sahibi Üzerine Deve Getirmeyeceği Bâbı
باب لا عدوى، ولا طيرة، ولا هامة، ولا صفر، ولا نوء، ولا غول، ولا يورد ممرض على مصح
Sahîh-i MüslimSahîh (sağlam)Sahîh-i Müslim, Selâm (no. 5797)
وَحَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ حَاتِمٍ، حَدَّثَنَا رَوْحُ بْنُ عُبَادَةَ، حَدَّثَنَا ابْنُ جُرَيْجٍ، أَخْبَرَنِي أَبُو الزُّبَيْرِ أَنَّهُ سَمِعَ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ، يَقُولُ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏"‏ لاَ عَدْوَى وَلاَ صَفَرَ وَلاَ غُولَ ‏"‏ ‏.‏ وَسَمِعْتُ أَبَا الزُّبَيْرِ يَذْكُرُ أَنَّ جَابِرًا فَسَّرَ لَهُمْ قَوْلَهُ ‏"‏ وَلاَ صَفَرَ ‏"‏ ‏.‏ فَقَالَ أَبُو الزُّبَيْرِ الصَّفَرُ الْبَطْنُ ‏.‏ فَقِيلَ لِجَابِرٍ كَيْفَ قَالَ كَانَ يُقَالُ دَوَابُّ الْبَطْنِ ‏.‏ قَالَ وَلَمْ يُفَسِّرِ الْغُولَ ‏.‏ قَالَ أَبُو الزُّبَيْرِ هَذِهِ الْغُولُ الَّتِي تَغَوَّلُ ‏.‏
Türkçe Çeviri
Bana Muhammed b. Hatim de rivâyet etti. (Dedi ki) : Bize Ravh b. Ubâde rivâyet etti. (Dedi ki) : Bize İbn Cüreyc rivâyet etti. (Dedi ki) : Bana Elnı'z-Zübeyr haber verdi. Kendisi Câbir b. Abdülah'ı şöyle derken işitmiş: Ben Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) 'i: «Hastalık bulaşması, karın kurdu ve gûl yoktur.» buyururken İşittim. Râvi diyor ki: Ebû'z-Züheyr'i dinledim. Câbir'in kendilerine «Karın kurdu yoktur.» sözünü tefsir ettiğini anlatıyordu. Ebû'z-Zübeyr dedi ki: «Safer karın demektir.» Bunun üzerine Câbir'e: — Bu nasıl şey? dediler. Câbir: — Karın kurtları olduğu söyleniyordu, dedi. Ama gulu tefsir etmedi. Ebû'z-Zübeyr: «Şu renkten renge giren gûl» dedi.
Çeviri kaynağı: islamilimleri.com
Etiketler:AhlâkEdeb

Mütercim şerhi

Aşağıdaki izah hadisin parçası değildir; mütercimin ve şârihlerin notudur.

Bu rivâyetlerin bâzılarını Buhârî ile Tirmizî «Kitâbü't-Tibn'da; Nesai «Cenâiz» bahsinde tahrîc etmişlerdir. Adva: Hastalık bulaşması demektir. Görülüyor ki Hazret-i Ebû Hüreyre bir müddel «Hastalık bulaşması yoktur.» cümlesini hadis diye rivâyet etmiş, sonra bundan vaz geçmiş. Sâdece «Hasta develerin sahibi sağlam develerin sahibi üzerine deve getirmez.» cümlesini rivâyet etmiştir. Hattâ kendisine müracaat edildiği halde bu cümlenin hadisten olduğunu itiraf edememiştir- Onun için de hadîsin râvilerinden Ebû Seleme: «Bilmiyorum, Ebû Hüreyre mi unuttu, yoksa iki kavilden birİ diğerini nesh mi etti?» demiştir. Ebû Seleme'nin: «Onun bu hadîsten başka bir hadîs unuttuğunu görmedim.» dediği de rivâyet olunur. Ulemâ, bu iki sahih hadîsin aralarını bulmak vâcibdir, dememişlerdir. İki hadîsin araları şöyle bulunmuştur: «Hastalık bulaşması yoktur.» hadîsinden murad câhiliyet devrinden kalma itikadı yıkmaktır. O devirde Araplar hastalığın Allah'ın fiilî ile değil de, tabiatı icabı bulaştığına inanırlardı. İşte, hastalık bulaşması yoktur, cümlesiyle bunlara cevap verilmiş, her şeyde oiduğu gibi. hastalığın bulaşmasında da Allah'ın fiili nazar-ı itibara alınacağına; o yaratmazsa mahlûkatın kendi kendine hiç bir şey yapamayacağına tenbih olunmuştur. Kâdi Iyâz 'in beyânına göre ulemâ bu cümleden murad, onun söylenmesini veya itikad edilmesini yasaklamaktır. Bir takımları cümlenin haber mânâsında olduğunu söylemişlerdir. Yani hastalık tabiatı icabı kendiliğinden geçmez, demektir. «Hasta develerin sahibi sağlam develerin sahibi üzerine deve getiremez.» cümlesine gelince: Bundan murad da Allah'ın fiil ve irâdesi ile hâsıl olacak zarardan sakındırmaktir. Çünkü hasta develer sağlamların aracına katıldığı vakit, hastalığı sağlamlarda da halk etmek Allah'ın âdetidir. Cumhûr ulemâya göre bu iki hadîsin araları bu şekilde bulunmuştur. Hazret-i Ebû Hüreyre'nin: «Hastalık bulaşması yoktur.» hadîsini unutması hükme tesir etmez. Çünkü cumhûr ulemâya göre râvinin kendi rivâyet ettiği bir hadîsi unutması, o hadîsin sıhhatine dokunmaz. Bilâkis o hadîsle amel vâcib olur. Bir de aynı hadîsi Ebû Hüreyre'den başka râviler rivâyet etmişlerdir. Ulemâdan Bazıları hasta develer hadîsi; hastalık bulaşması yoktur hadîsiyle neshedilmiştir, demişlerse de Neve vî bunun iki vecihle hata olduğunu söylemiştir. 1- Nesh için hadîslerin tarihleri bilinmek ve nasihin mensuhdan sonra gelmesi şarttır. Burada böyle birşey bilinememektedir. 2- Nesh İddiası için iki hadisin aralarını bulmaya imkân olmamalıdır. Halbuki burada İki hadîsin arası pekâlâ bulunmuştur. Safer İki suretle te'vil edilmiştir. Birinci te'vîle göre bundan murad Muharrem ayının hürmetini Safer'e te'hir etmektir. Cahiliyet devrinde Araplar bunu yaparlar ve nesî' ismini verirlerdi. Mâlik ile Ebû Ubeyde'nin kavilleri budur. İkinci te'vîle göre Safer karında yaşayan bir takım kurtlardır. Cahiliyet devri itikadlarından biri de budur. Araplar karın boşluğunda bir hayvanın yaşadığına, insan acıktığı zaman o hayvanın heyecanlanıp, çok defa sahibini Öldürdüğüne inanırlardı. Hatta bunu uyuz hastalığından daha bulaşıcı sayarlardı. Nevevî 'nin beyânına göre bu kelimenin sahîh tefsiri budur. Mutarrîf, İbn Vehb, İbn Habib, Ebû Ubeyd ve diğer birçok ulemânın kavilleri de budur. Maamafih Nevevî burada her iki tarafın kastedilmiş olabileceğini söylemekte ve her iki saferin de bâtıl ve asılsız olduğunu bildirmektedir. Hame dahi iki suretle te'vîl edilmiştir. Birinci tevîle göre bundan murâd gece kuşlarından baykuştur. Puhu kuşu olduğunu söyleyenler de vardır. Eski Araplarca bir evin üzerine baykuş konarsa bu ev sahibinin ve yahut o aileden birinin yakında öleceğini haber vermek demekti. İmâm Mâlik 'in tefsiri budur. İkinci te'vîle göre cahiliyel devri Arapları ölen bir kimsenin kemiklerinin veya ruhunun uçan baykuşa in-kılâb ettiğine inanırlardı. Ekser ulemânın tefsiri budur. Nevevî bu iki tefsiri dahi vârid görmekte ve ikisinin de bâtıl olduğunu bilmektedir. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) bu gibi şeylerin bâtıl olduğunu bildirmiştir. Bedevinin suâline de: «O halde iik deveye hastalığı kim geçirdi ?»diyerek belâğatin en yüksek derecesinde bir cevap vermiştir. Çünkü başka bir deveden geçmiştir dese teselsül lâzım gelir. Teselsül bâtıldır. Başka bir sebeple geçmiştir dese îzâhı gerekir. Birinci devede hastalığı kim îcâd etti ise? ikincisinde de o icâd etmiştir derse matlub sabit olur. Çünkü hastalığı bütün develerde icâd eden Allahü teâlâ'dir. Tıyera: Teşe'üm yani uğursuzluk yorumu demektir. Câhiliyet devri Arapları kuşlarla ve geyiklerle teşe'ümde bulunur, bu da onları işlerinden alıkordu. Şeriat bunu iptal ederek yasaklamış, fayda celbinde veya zarar definde bunun hiç bir tesiri olmadığını haber vermiştir. Ncv': Yıldız batmasıdır. Araplar yağmurun yağmasını herhangi bir yıldızın batmasına veya doğmasına bağlarlar. «Filân yıldızın batması bize yağmur getirdi.» derlerdi. Bu hususta namaz bahsinde izahat vermiştik. Gûl: Eski Arapların itikadınca çeşitli renk ve kılıklara girerek insanlara görünen ve onları yollarından sapıtıp helâk eden bir nevi şeytandır. Kırlarda yaşar. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) bunu da iptal etmiştir. Cumhûr ulemanın kavli budur. Bir takım ulemâya göre halisin mânâsı gulu inkâr demek değil, sâdece Arapların itikadını iptaldir. Gûl yoktur.» cümlesinden murad: Gûl hiç kimseyi yolundan sapıtamaz, lemektir.
Künye
KaynakSahîh-i Müslim
Kitap · BâbSelâm · 33. bâb — Hastalık Bulaşması, Teşe’üm, Hame, Safer, Yıldız Batması ve Gul Olmadığı Hasta Develerin Sahibi Sağlam Develerin Sahibi Üzerine Deve Getirmeyeceği Bâbı
Hadis No5797
Râvi sayısı—
İlk râvi—
Sıhhat Değerlendirmesi
Sahîh (sağlam)Sahîh koleksiyonu

Müslim'in Sahîh'inde yer alan, sıhhati üzerinde ittifak edilen bir rivayet.

Araştırma

İsnadın coğrafi yolculuğu, varyant ağacı ve ortak halka bir arada.

İsnad Silsilesi

Rivayetin Peygamber’e ulaşan râvi zinciri.

İsnad zinciri verisi bulunmuyor.

Diğer kaynaklardaki paralel rivayetler

Bu rivayetin veri tabanında eşleşen paraleli bulunmuyor.
AnaAraKitapAğRâviKonuOlayKabile