Müslim, İman 84
Cennette Makamı En Aşağı Olanların Beyanı Bâbı
باب أدنى أهل الجنة منزلة فيها
Sahîh-i MüslimSahîh (sağlam)Sahîh-i Müslim, İman (no. 475)
حَدَّثَنَا أَبُو كَامِلٍ، فُضَيْلُ بْنُ حُسَيْنٍ الْجَحْدَرِيُّ وَمُحَمَّدُ بْنُ عُبَيْدٍ الْغُبَرِيُّ - وَاللَّفْظُ لأَبِي كَامِلٍ - قَالاَ حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " يَجْمَعُ اللَّهُ النَّاسَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ فَيَهْتَمُّونَ لِذَلِكَ - وَقَالَ ابْنُ عُبَيْدٍ فَيُلْهَمُونَ لِذَلِكَ - فَيَقُولُونَ لَوِ اسْتَشْفَعْنَا عَلَى رَبِّنَا حَتَّى يُرِيحَنَا مِنْ مَكَانِنَا هَذَا - قَالَ - فَيَأْتُونَ آدَمَ صلى الله عليه وسلم فَيَقُولُونَ أَنْتَ آدَمُ أَبُو الْخَلْقِ خَلَقَكَ اللَّهُ بِيَدِهِ وَنَفَخَ فِيكَ مِنْ رُوحِهِ وَأَمَرَ الْمَلاَئِكَةَ فَسَجَدُوا لَكَ اشْفَعْ لَنَا عِنْدَ رَبِّكَ حَتَّى يُرِيحَنَا مِنْ مَكَانِنَا هَذَا . فَيَقُولُ لَسْتُ هُنَاكُمْ - فَيَذْكُرُ خَطِيئَتَهُ الَّتِي أَصَابَ فَيَسْتَحْيِي رَبَّهُ مِنْهَا - وَلَكِنِ ائْتُوا نُوحًا أَوَّلَ رَسُولٍ بَعَثَهُ اللَّهُ - قَالَ - فَيَأْتُونَ نُوحًا صلى الله عليه وسلم فَيَقُولُ لَسْتُ هُنَاكُمْ - فَيَذْكُرُ خَطِيئَتَهُ الَّتِي أَصَابَ فَيَسْتَحْيِي رَبَّهُ مِنْهَا - وَلَكِنِ ائْتُوا إِبْرَاهِيمَ صلى الله عليه وسلم الَّذِي اتَّخَذَهُ اللَّهُ خَلِيلاً . فَيَأْتُونَ إِبْرَاهِيمَ صلى الله عليه وسلم فَيَقُولُ لَسْتُ هُنَاكُمْ - وَيَذْكُرُ خَطِيئَتَهُ الَّتِي أَصَابَ فَيَسْتَحْيِي رَبَّهُ مِنْهَا - وَلَكِنِ ائْتُوا مُوسَى صلى الله عليه وسلم الَّذِي كَلَّمَهُ اللَّهُ وَأَعْطَاهُ التَّوْرَاةَ . قَالَ فَيَأْتُونَ مُوسَى - عَلَيْهِ السَّلاَمُ - فَيَقُولُ لَسْتُ هُنَاكُمْ - وَيَذْكُرُ خَطِيئَتَهُ الَّتِي أَصَابَ فَيَسْتَحْيِي رَبَّهُ مِنْهَا - وَلَكِنِ ائْتُوا عِيسَى رُوحَ اللَّهِ وَكَلِمَتَهُ . فَيَأْتُونَ عِيسَى رُوحَ اللَّهِ وَكَلِمَتَهُ فَيَقُولُ لَسْتُ هُنَاكُمْ . وَلَكِنِ ائْتُوا مُحَمَّدًا صلى الله عليه وسلم عَبْدًا قَدْ غُفِرَ لَهُ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِهِ وَمَا تَأَخَّرَ " . قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " فَيَأْتُونِي فَأَسْتَأْذِنُ عَلَى رَبِّي فَيُؤْذَنُ لِي فَإِذَا أَنَا رَأَيْتُهُ وَقَعْتُ سَاجِدًا فَيَدَعُنِي مَا شَاءَ اللَّهُ فَيُقَالُ يَا مُحَمَّدُ ارْفَعْ رَأْسَكَ قُلْ تُسْمَعْ سَلْ تُعْطَهْ اشْفَعْ تُشَفَّعْ . فَأَرْفَعُ رَأْسِي فَأَحْمَدُ رَبِّي بِتَحْمِيدٍ يُعَلِّمُنِيهِ رَبِّي ثُمَّ أَشْفَعُ فَيَحُدُّ لِي حَدًّا فَأُخْرِجُهُمْ مِنَ النَّارِ وَأُدْخِلُهُمُ الْجَنَّةَ ثُمَّ أَعُودُ فَأَقَعُ سَاجِدًا فَيَدَعُنِي مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ يَدَعَنِي ثُمَّ يُقَالُ ارْفَعْ رَأْسَكَ يَا مُحَمَّدُ قُلْ تُسْمَعْ سَلْ تُعْطَهْ اشْفَعْ تُشَفَّعْ . فَأَرْفَعُ رَأْسِي فَأَحْمَدُ رَبِّي بِتَحْمِيدٍ يُعَلِّمُنِيهِ ثُمَّ أَشْفَعُ فَيَحُدُّ لِي حَدًّا فَأُخْرِجُهُمْ مِنَ النَّارِ وَأُدْخِلُهُمُ الْجَنَّةَ - قَالَ فَلاَ أَدْرِي فِي الثَّالِثَةِ أَوْ فِي الرَّابِعَةِ قَالَ - فَأَقُولُ يَا رَبِّ مَا بَقِيَ فِي النَّارِ إِلاَّ مَنْ حَبَسَهُ الْقُرْآنُ أَىْ وَجَبَ عَلَيْهِ الْخُلُودُ " . - قَالَ ابْنُ عُبَيْدٍ فِي رِوَايَتِهِ قَالَ قَتَادَةُ أَىْ وَجَبَ عَلَيْهِ الْخُلُودُ .
Türkçe Çeviri
Bize Ebû Kâmil FudayI b. Hüseyin el-Cahderî ile Muhammed b. Ubeyd, El-Guberi rivâyet ettiler lâfız Ebû Kâmil'indir dediler ki: Bize Ebû Avane, Katade'den, o da Enes b. Malik'ten naklen rivâyet etti. Enes şöyle dedi. Resulullâh (sallallahü aleyhi ve sellem) buyurdular ki: «Allah kıyâmet gününde insanları bir araya toplayacak, onlar buna ehemmiyet verecekler. (İbn Ubeyd: Bu kendilerine ilham olunacak demiş) ve: — Rabbimizden şefaat dilesek de bizi şu vaziyetimizden rahata kavuştursa ya, diyecekler. Bunun üzerine Âdem (sallallahü aleyhi ve sellem) ’e gelerek: — Sen bütün insanların babasısın, Allah seni kendi yed-i kudreti ile yaratmış; sana kendi ruhundan ruh nefh eylemiş, meleklere de emir buyurarak onlar sana secde etmişlerdir. (Ne olur) Bize Rabbin nezdinde sefa'at et de bizi bu (müşkül) mevkimızden kurtarsın, diyecekler. Âdem (aleyhisselâm) ; — Ben sizin zannettiğiniz mevkide değilim diyerek (vaktiyle) yaptığı hatayı söyleyecek ve o hatadan dolayı Rabbinden utanacak, (onlara) lâkin sız Nuh'a, Allah'ın gönderdiği ilk Resule gidin diyecek. Bunun üzerine Nuh (sallallahü aleyhi ve sellem) ’e gidecekler. O da: — Ben sizin zannettiğiniz mevkide değilim, diyerek (vaktiyle) yaptığı hatasını söyleyecek ve ondan dolayı Rabbinden utanacak (kendilerine) lâkın siz Allah'ın «Halil» ittihaz ettiği İbrahim (sallallahü aleyhi ve sellem) ’e gidin diyecek. (Bu sefer) İbrahim (sallallahü aleyhi ve sellem) ’e baş vuracaklar. O da: — Ben sizin zannettiğiniz mevkide değilim, diyecek ve (vaktiyle) yaptığı hatasını söyleyerek, bundan dolayı Rabbinden utanacak: — Lâkin siz Allah'ın kendisiyle konuştuğu ve Tevrat'ı verdiği Mûsa (sallallahü aleyhi ve sellem) ’e gidin, diyecek. Mûsa (sallallahü aleyhi ve sellem) 'a gidecekler. O da: — Ben sizin zannettiğiniz mevkide değilim, diyecek ve (vaktiyle) işlediği hatasını söyleyerek ondan dolayı Rabbinden utanacak: — Fakat siz Allah'ın ruhu ve kelimesi olan İsa'ya gidin diyecek. Müteakiben Allah'ın ruhu ve kelimesi olan İsa'ya varacaklar. O da: — Ben sizin zannettiğiniz mevkide değilim. Lâkin siz Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem) ’e, gelmiş geçmiş bütün günahları mağfiret buyurulmuş olan (o has) kula gidin, diyecek. Resulullâh (sallallahü aleyhi ve sellem) buyurdular ki: «Bunun üzerine bana gelecekler. Ben Rabbimin huzuruna çıkmak için izin istiyeceğim, bana izin verilecek. Rabbimi görünce secdeye kapanacağım. Allah dilediği kadar benî secde halinde bırakacak, sonra bana: — Ya Muhammed! Başını kaldır. Söyle sözün dinlensin; iste ki isteğin verilsin; sefa'at dile sana şefa'at hakkı verilsin, denilecek. Ben de başımı kaldırarak Rabbınıin bana öğreteceği bir tahmîd ile Rabbime hamd edeceğim. Sonra şefa'atta bulunacağım. (Rabbını) bana bir hudud tayin edecek. (O hudut dahilindeki) insanları cehennemden çıkaracağım; onları cennete koyacağım. Sonra (Rabbınıe) dönerek secdeye kapanacağım. Allah (yîne) dilediği kadar beni (secde halinde) bırakacak. Sonra (bana) : — Ya Muhammed başını kaldır! Söyle sözün dinlensin; iste ki istediğin verilsin. Şefa'at dile sana şefa'at hakkı verilsin, denilecek. Ben de başımı kaldırarak Rabbınıe: Onun bana öğrettiği bir hamdle hamd edeceğim, sonra şefa'atta bulunacağım. Rabbim bana bir had çizecek. Ben de o haddin içinde bulunan insanları cehennemden çıkaracağım; kendilerini cennete koyacağım. Ravi Dedi ki: — Üçüncüde mi, dördüncüde mi bilemiyorum. — «Ben, Yarabbi! Cehennemde Kür'ân'ın hapsettiklerinden yani kendilerine ebediyyen cehennemde kalmak vacip olanlardan başka kimse katmadı! diyeceğim.» buyurdular. İbn Ubeyd kendi rivâyetinde şöyle dedi: «Katade yani üzerine cehennemde ebedî kalmak vacip olan dedi»
Çeviri kaynağı: islamilimleri.com
Etiketler:İman
Mütercim şerhi
Aşağıdaki izah hadisin parçası değildir; mütercimin ve şârihlerin notudur.
Bu hadisi Buhârî «Kitabu’t-Tevhîd», «Kitabu’r-Rukaak» ve «Kitabu’l-Tefsir» de, Nesai «Kitabu’t-Tefsir» de, İbn Mâce «Kitâbü'z-Zühd» de tahriç etmişlerdir. Hadis-i şerif Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) ’in şefa'ât-i uzmâsı hakkındadır. Bu Şefâ'at mahşerde insanlar hesaba çekilmek için durdukları zaman olacaktır. Makam-ı Mahmud hakkında ulemânın kavilleri çoksa da Hafız İbn Hacere göre bundan murad Şefaat-i Uzma denilen umumî şefaâtdır. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) 'in günahkârları cehennemden çıkarmak için yapacağı şefaati bunun tâbüerindendir. Nevevî şefaatin beş yerde olacağını beyân etmiştir. Bunlar: 1 - Mahşer yerinde, 2 - Bazı kimseleri hesapsız cennete koymak için, 3 - Azabı hak etmiş kimselerin azabedilmemesi için, 4 - Günahkârların cehennemden çıkarılması için ve. 5 - Derece yükseltmek için yapılacaktır. Şefaatin beşten fazla olacağını söyleyenlerde vardır. Teâlâ hazretlerinin ilhamı ile şefâ'atçı aramak kulların hatırlarına gelecek ve bu işe Âdem (aleyhisselâm) 'dan başlayacaklardır. Âdem (aleyhisselâm) cennette kendisine yasak edilen ağaçtan yediğini ve bu suretle Allah'a karşı hatâ işlediğini söyleyerek Özür dileyecektir. İbn Abbâs (radıyallahu anhüma) 'dan rivâyet edilen bir hadiste Hazret-i Âdem (aleyhisselâm) 'ın: «Ben hatam yüzünden cennetten çıkarıldım.» diğer bir hadiste de: «Ben bir günah işledim ve onun sebebiyle yeryüzüne indirildim.» Ebû Sa'id-i Hudri'den rivâyet edilen diğer bir hadisde: «Ben bir günah işledim ve onun sebebiyle yeryüzüne İndirildim.» Sa'd b. Mansur'dan rivâyet olunan başka bir hadisde: «Ben cennet-i Firdevsde iken bir hata işledim, bugün kendim affolunsam bana o da yeter.» diyeceği rivâyet olunur. Ehl-i mahşer ondan sonra Hazret-i Âdem'in delâleti ile Nuh (aleyhisselâm) a. müracaatla giriftar oldukları dehşet ve sıkıntıdan kurtulmaları için Teâla hazretleri nezdiride kendilerine şefâ'atta bulunmasını rica edecekler. Fakat o da vaktiyle kendisinin Allah'a karşı hata ettiğini bundan dolayı huzur-u ilâhide şefâ'at talebinde bulunmaktan utandığını söyleyerek özür dileyecektir. Nuh (aleyhisselâm) ’ın hatasından murâdi: Kâfir olan kavminden hiç bir kimse bırakmamak şartiyle helâk etmesi hususunda Allah'a niyazda bulunmuş olmasıdır. Ondan sonra ehl-i mahşer Hazret-i Nuh'un delâleti ile İbrahim (aleyhisselâm) 'a müracaat edecekler fakat o da vaktiyle günah işlediğini binaenaleyh şefâ'at için huzur-u ilâhiye çıkacak yüzü olmadığını söyleyerek Özür dileyecek ve kendilerini Mûsa Aleyhisselâma gönderecektir. İbrahim (aleyhisselâm) ’in günahından murâd: vaktiyle putları kırdığı zaman kendi kırdığını söylemiyerek: «Belki onları büyük put kırmıştır.» demesi; zevcesi Sâre için; «Kız kardeşimdir.» ifadesini kullanması; yıldızlara bakarak: «Ben hastayım.» demesidir. Bunlar Kur'ân-ı Kerîm'de zikredilmişlerdir. Hazret-i Mûsâ dahi vaktiyle Allah'a karşı günah işlediğini söyleyerek şefâ'atçı olmaktan özür dileyecek ve kendilerini Îsâ (aleyhisselâm) 'a gönderecektir. Mûsa (aleyhisselâm) 'ın hatası kıptiyi öldürmesidir. Beni İsrail'den biriyle kavga eden bir kıptiyi ayırmak için aralarına girmiş eliyle kıptiyi def etmek isteyince; kipti hemen ölmüştü. Ehl-i Mahşer, İsâ (aleyhisselâm) 'a da müracaat edecek fakat, o da özür dileyerek kendilerini âhır zaman peygamber i Muhammed Mustafa (sallallahü aleyhi ve sellem) 'e gönderecektir. Hadis-i şerifte İsâ (aleyhisselâm) 'im Allah'a karşı işlenmiş bir hatası zikredilmemiştir. Nihayet mahşer halkı Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve Seflem) 'e müracaatla şefâ'atini niyaz edecekler, o da bunu kabul ederek kendilerine şefâ'atte bulunacaktır. Şefâ'at hususunda kendilerine müracaat edilen peygamber lerin: «Biz sizin zannettiğiniz mevkide değiliz.» demeleri ya tevazu'lann-dan yahut bu işin Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) ’e mahsus olduğunu bildiklerindendir. Teâla hazretleri ehl-i mahşere evvelâ Hazret-i Âdem (aleyhisselâm) ile diğer peygamber lere müracaatı ilham buyurarak bizim Peygamber imiz (sallallahü aleyhi ve sellem) 'i en sona bırakmasındaki hikmet — Allahu â’lem— Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) ’in faziletini göstermektir. Çünkü evvelâ ona müracaat etseler derhal şefaati kabul ederdi. Bu suretle diğer peygamber lerden birine müracaat etsek, o da bize şefaat ederdi; zannı hasıl olabilirdi. Fakat evvelâ birer birer onlara müracaat ederek iş Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) 'de karar kılınca, bu işin yalnız ona mahsus olduğunu anlamış olacaklar. Bu da peygamber imiz Muhammed Mustafa (sallallahü aleyhi ve sellem) ’in Teâla hazretleri nezdinde en yüksek makamı haiz ve pey-gamberan-ı izanı içinde ona en mahbup O olduğuna delildir. Bu hâdise onun bütün insanlardan ve sair mahlûkattan, hattâ bütün meleklerden efdal olduğuna delâlet eder. Çünkü Şefa'ât-ı uzmâ namı verilen bu büyük işi bütün mahlûkat içinde ondan başka üzerine alan bulunmayacaktır. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) ’in Şefaat teklifini bir sözle kabul etmesi bu makamın ve bu kerametin yalnız kendisine mahsus olduğunu bildiğindendir. Şefaat hususunda babalardan başlanmış tedricen büyükten küçüğe oğullara gidilmiştir. Fıkıh ve usül-i Fıkıh âlimleriyle diğer ulemâ peygamber lere günah işlemenin caiz olup olmaması hususunda ihtilâf etmişlerdir. Bu meseleyi Kâdi İyâz şöyle hulâsa eder: « Peygamber lere nübüvvet geldikten sonra küfür etmeleri bilittifak caiz değildir. Onlar küfürden ma'sumdur-lar. Nübüvvet gelmezden önce onlar hakkında küfrün caiz olup olmadığı ihtilaflıdır. Sahih kavle göre; bu da caiz değildir.» Günah işlemelerine gelince büyük günahlardan ma'sum oldukları yine ittifakıdır. Yalnız bu ma'sumiyetin akıl yoluile mi yoksa şeriat yolu ile mi olduğunda ihtilâf edilmiştir. Üstad Ebû İshak ile diğer bazı ulemâya göre mucize delili muktezası olarak Peygamber anı îzâm'in büyük günah işlemeleri imkânsızdır. Kâdı Ebubekir ile ona muvafakat edenlere göre onların büyük günah işlememesi icma' tarikiyle sabittir. Mutezile; taifesine göre ise aklen büyük günah işleyemezler. Keza kavlen tebliğ ettikleri hükümler hususunda peygamber ler bil' icma' ma'sumdurlar. Fiîli tebligat hususunda ihtilâf vardır. Bazılarına göre; bu hususta da ma'sumdurlar. Sair insanlara caiz olan yanılma ve unutma gibi şeyler onlar hakkında caiz değildir. Bunlar yerlerinde görüleceği vecihle Resul ullâh (sallallahü aleyhi ve sellem) ’in namazda yanıldığını bildiren hadislerle, emsali hadisleri tevil ederler. Ehl-i tasavvufun mezhebi budur. Cumhûr u ulemâya ve ekser-i muhakkikine göre; fiilde hata hem caiz hemde vadidir. Nevevî : - «Hak olanda budur» der. Yalnız onların hataları Allah tarafından kendilerine tenbih olunun Cumhûr a göre; hataları derhal bazılarına göre ise; vefatlarından önce tenbih olunur. Tâ ki doğruyu tebliğ müddetleri geçmeden tebliğ etmiş olsunlar. Peygamber ler mürüvvete manî' ve insanı küçük düşürerek i'tibarını sarsacak küçük günahlardan bilittifak ma'sumdurlar. Sair küçük günahlardan ma'sum olup olmadıkları ihtilaflıdır. Selef ve Halefin Fıkıh, Hadis ulemâsının ekserisine göre böyle günahlar peygamber ler hakkında hem caiz hem vaki'dir. Delilleri bu bâbtaki âyet ve hadislerin zahirleridir. Ehl-i tahkik ulemâdan bir cemaatla bazı Fıkıh ve Kelâm ulemâsına göre peygamber ler büyük günahlardan olduğu gibi bilcümle küçük günahlardan da ma'sumdurlar. Bu zevat peygamber lerden küçük günah sâdır olduğunu bildiren âyet ve hadisleri ya tevil ederler yahut onları sehven veya tevil suretiyle yahut Peygamber lik gelmezden önce yaptıklarına hamlederler. Nevevî diyor ki: «Hak olan da budur. Çünkü peygamber lerin- küçük günah işledikleri sabit olsa fiillerinde takrirlerinde ve bir çok kavillerinde bizim onlara uymamız lâzım gelmezdi. Halbuki bu söylediklerimiz hususunda onlara uymak lâzım geldiğinde hiç bir hilaf yoktur. Ulemâ ancak onlara uymanın vacip mi, mendûp mu yoksa mubah mı olduğunda ihtilâf etmişlerdir.» Kâdi Iyâz da şunları söylemektedir: «Bazılarının bu mezhebi bid'at taifelerinden Mu'tezile- ile Haricîlere nispet etmesi seni ürkütmesin. Çünkü onların münazara ettikleri yer küçük günahlar sebebiyle tekfirdir. Biz bu mezhepten Allahü teâlâ'ya teberri eyleriz. Peygamber ler hakkında zikir edilen şu hatalara bak!... Âdem (Aleyhisselâtü Vesselam) unutarak yasak olan ağaçtan yemiş. Nuh (aleyhisselâm) kâfir olan kavmine beddua etmiş. Mûsa aleyhisselâm katline memur olmadığı bir kâfiri öldürmüş. İbrahim aleyhisselâm Küffara karşı kendini müdafa'a için tev-riyeli konuşmuştur. Bunların hiç birisi peygamber lerden başkaları için günah sayılmaz. Lâkin bu peygamber ler mezkûr hatalardan korkmuşlardır. Çünkü bunlar Allah'ın emriyle yapılmış şeyler değildi. Hafta bazılarını ma'rifetuîlah derecelerine göre Teâlâ hazretleri muaheze bile buyurmuştur.» Resulullâh (sallallahü aleyhi ve sellem) Nuh (aleyhisselâm) 'ı ilk resul diye tavsif buyurmuştur. Bu bâbda Ebû Abdillâh Mâzirî şunları söylüyor: «Tarihçiler İdris (aleyhisselâm) Hazret-i Nuh'un dedesi diye zikir ederler. İdris (aleyhisselâm) ’in da resul olduğu delille ispat edilirse tarihçilerin sözü doğru olmamak icap eder. Çünkü peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) Âdem'in dilinden Hazret-i Nuh'un ilk resul olduğunu haber vermiştir. İdris (aleyhisselâm) ’ı mürsel olmayan peygamber ma'nasına almak da doğrudur» Kâdi Iyâz 'ın beyanına göre Idris'in îlyas olduğunu ve Benî İsrailin bir peygamber i idiğini söyleyenler vardır. Eğer hakikât bu merkezde ise i'tiraz sâkit olur. Nitekim Kâdi Iyâz da: «Böyle denirse Âdem'le Şit (Aleyhimesselâm) ve onların olup olmadığı hakkındaki i'tirazda sakit olur. Velevki Resul olsunlar. Çünkü Âdem (aleyhisselâm) yalnız oğullarına Resul gönderilmişti. Onlar da kâfir değildiler. Hazret-i Âdem onlara iman ve Allah'a Nitekim Kâdi Iyâz da: «Böyle denirse Âdem'le Şir (aleyhisselâm) Un da öyle idi. Halbuki Nuh (aleyhisselâm) yer yüzünün bütün kâfirlerine Resul gönderilmişti...» diyor. Hadiste İbrahim (aleyhisselâm) 'a Halilullah, Mûsa (aleyhisselâm) 'a Kelimûllah, İsa (aleyhisselâm) 'a da Ruhullah denilmiştir. Yine Kâdi Iyâz 'ın beyanına göre Halil kelimesi Hülleden alınmıştır ki ihtisas ve bir şeyin safisini seçmek manâsına gelir. Bazıları bu kelimenin ash hacet manâsına gelen «hâleltu» den alındığını ve inkıta' manâsına geldiğini söylemişlerdir. Bu takdirde İbrahim Aleyhisselâm'a Halil denilmesi hacetini yalnız Allahü teâlâdan beklediği içindir. Bazıları Hüllenin halis sevgi manâsına geldiğini diğerleri Muhammed ve Eltaf demek olduğunu söylerler. İbn'l-Enbarî: Haliü: «Tam sevgi ile seven ve sevginin hakkını ödeyen sevgili; sevgilerinde noksan ve kusur bulunmayan sevgili» diye tarih etmiş Vahidî, bu tarifin muhtar olduğunu çünkü Allahü teâlâ’nın İbrahim (aleyhisselâm) 'ın Halili İbrahim'inde Allah'ın Halili olduğum halbuki hacet manâsına gelen hülleden alınırsa Allah'a İbrahim'in halili denilemiyeceğini söylemiştir. Hazret-i . Mûsa (aleyhisselâm) 'a ehl-i sünnetin icmâî ile (kelîmullah) denilmiştir. Çünkü Mûsa (Ateyhissetâm) Teâlâ hazretleri ile vasıtasız olarak konuşmuştur. Kelîm fa'îl vezninde ismi fail olup konuşan manasınadır. İsa (aleyhisselâm) 'a Ruhullah ve Kelimetullah denilmiştir. Ruhullah denilmesinin vechi ya onun hakkında Teâlâ hazretleri «Ruhumuzdan üfürdük» buyurduğu yahut İsâ (aleyhisselâm) ’in dirilttiği ölülerde ruh hasıl olduğu içindir. Kelimetullah denilmesi ise Allah'ın: «ol» kelimesi ile vücut bulduğu içindir. Zemahşerî: Îsâ (aleyhisselâm) kelimetullahtır. Çünkü baba ve nutfe vasıtası ile değil Allah'ın emri ve kelimesi ile vücut bulmuştur. Ruhullahtır. Çünkü ruh sahibidir. Ruh sahibi olan bir kimsenin bir cüz'ûnden meselâ diri olan babadan ayrılan nutfeden hasıl olmuş değildir... diyor. İsâ (aleyhisselâm) mahşer halkına: «Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem) ’e gelmiş geçmiş bütün günahları mağfiret buyurulmuş olan (o has) kula gidin.»diyecektir. Resulullâh (sallallahü aleyhi ve sellem) ’in gelmiş geçmiş günahlarından murad ne olduğu ulemâ arasında ihtilaflı bir meseledir. Bazıları geçmiş günahlardan murad kendisine peygamber lik gelmezden önceki günahları sonrakilerden muradda peygamber olduktan sonra işledikleridir. Diğer bazıları bu sözden maksat ümmetinin günahlarıdır demişlerdir. Bu takdirde cümlenin manâsı ümmetin bazısının günahlarının affedilmesi yahut bütün ümmetin cehennemde ebedi kalmaktan selâmetidir. Bir takımları gelmiş geçmiş günahlardan murad Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) ’in yanılarak veya te'vil ederek yaptığı işlerdir, demişlerdir. Kuşeyri bu kavli ihtiyar etmiştir. İsâ aleyhisselâmın geçmiş sözünden murad: «Âdem (aleyhisselâm)' in hatası gelecekten murad da peygamber in ümmetinin günahlarıdır» diyenler bulunduğu gibi bu sözden murad: «Günahın olmuş olsa affedilirdi muahaza olunmazdın» manasınadır. Diyenler de vardır. «Bunun üzerine bana gelecekler. Ben Rabbimin huzuruna çıkmak için İzin istiyeceğim, bana izin verilecek.» cümlesini Kâdi Iyâz şöyle tefsir etmektedir: «Bunun manâsı —Allah-u Alem— bana vadedilen şefâ'atla makam-ı mahmuda izin verilecektir» demektir. Makam-ı Mahmudu Allah ona tahsis etmiş ve kendisini orada ba's buyuracağını bildirmiştir. Enes ve Ebû Hureyre hazeratının rivâyetlerinde Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) 'in secde ederek hamd-ü senada bulunduktan ve şefaat hususunda kendisine izin verildikten sonra «Ümmetim, ümmetim...» diye sözebaşlıyacağı bildirilmiştir. Bu hadisi n Huzeyfe (radıyallahü anh) rivâyetinde: «Bunun üzerine Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem)' e gelecekler. O ayağa kalkacak ve kendisine şefâ'at Bâbında izin verilecek; emanetle rahim gönderilerek biri sıratın sağına diğeri soluna duracaklar ilk sırattan geçenler şimşek sürati ile geçecekler...» denilmiştir. Bu suretle hadis muttasıl oluyor çünkü insanların Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) 'e müracaatları mahşerde mevkıf denilen bekleme yerlerinde ve kulların hesabı görüldüğü zamana aittir. Ondan sonra Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) 'in ümmeti ve ümmetinin günahkârları hakkındaki' şefâ'atına, peygamber lerin, meleklerin ve diğer şefâ'at ehlinin şefâ'atlanna sıra gelir.» Kâdi Iyâz bu sözleri ile Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) ’in mahşerde; biri mahşerin dehşetinden halkı rahata kavuşturmak, diğeride sırat üzerinde günahkâr mü'minlere aid olmak üzere iki yerde şefâ'at edeceğini birinciye Makam-ı Mahmud ve şefâ'at-ı uzmâ denildiğini, hadislerin buna ve peygamber lerden başkalarının da şefâ'at edeceklerine delâlet ettiğini anlatmak istemiştir. İmâm-ı Gâzâlî: «Dürretü-l Fahire fi Ulumi'l-Ahire» adlı eserinde mahşer halkının Hazret-i Âdem'le diğer peygamber lere müracaatları arasında biner sene zaman bulunduğunu söylemiştir. Bazıları bunun aslına eremediklerinden bahsederek Gazalî'ye ta'n etmiş ve: « Gazalî' bu kitapta bir çok aslı olmayan hadisleri rivâyet etmiştir; bunların hiç birine aldanma» demişlerse de Buhârî Sarihi Aynî Buna itirazla: «Gazali'nin celâlet-i kadri bu söylenenlere münafîdir. Mezkûr hadislerin asıllarına erememek başkalarının da erememesini istilzam etmez. Bu Kaail Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) ’den gelen bütün hadisleri ihata etmemiştir ki bunların aslına eremedim iddiasında bulunabilsin» demiştir. «Yani; kendilerine ebediyyen cehennemde kalmak, vacip olanlardan başka kimse kalmadı» cümlesi ondan Önceki: «Yarabbi! Kur'ân'ın hapsettiklerinden başka kimse kalmadı.» cümlesinin tefsiridir. Bu tefsiri Katade yapmıştır. Nitekim İmâmı Müslim rivâyetin'son cümlesinde bunun Katade tarafından yapıldığım tasrih etmiştir. Hazret-i Katade'nin yaptığı tefsir doğrudur. Bunun manâsı cehennemde Kur'ân-ı Kerim'in ebediyyen kalacaklarını «Hiç şüphe yok ki, Allah kendisine şirk koşma kabahatini afvetmez.» buyurmuştur. Mezkûr âyet-i kerime ehl-i hakkın mezhebine delildir. Çünkü Selef-i salihin imanla Ölen bir kimsenin cehennemde ebedî kalmıyacağına ittifak etmişlerdir. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) ’in huzur-u Rabbül âleminde yapacağı secdenin ne kadar devam edeceği bu hadiste bildirilmemiş. «Allah dilediği kadar beni secde halinde bırakacak.» buyurulmuşsa da Hazret-i . Ebû Bekr Sıddîk (radıyallahü anh) rivâyetinde bu secdenin bir hafta kadar devam edeceği bildirilmiştir. Fahri Kâinat şefâ'atinin sınırlı olduğunu beyan ederek: «Rabbim bana bir hudut tayin edecek (o hudut dahilindeki) insanları cehennemden çıkaracağım...» buyurmuştur. Yani şafâ'atm her nev'inde kendisine bir hudut tayin edilecek ancak o hudut dahilindeki insanlara şefâ'at edecektir. Meselâ: Cemaata gitmeyenler hakkında şefâ'at edeceksin denilirse yalnız onlara şefâ'at decek, namaz kılmıyanlar hakkında yahut içki içenler, zina edenler hakkında şefâ'at edeceksin denilirse yalnız onlara şefâ'atta bulunacak sair günahkârlara şefâ'at hakkı olma vara
Künye
KaynakSahîh-i Müslim
Kitap · Bâbİman · 84. bâb — Cennette Makamı En Aşağı Olanların Beyanı Bâbı
Hadis No475
Râvi sayısı—
İlk râvi—
Sıhhat Değerlendirmesi
Sahîh (sağlam)Sahîh koleksiyonu
Müslim'in Sahîh'inde yer alan, sıhhati üzerinde ittifak edilen bir rivayet.
Araştırma
İsnadın coğrafi yolculuğu, varyant ağacı ve ortak halka bir arada.İsnad Silsilesi
Rivayetin Peygamber’e ulaşan râvi zinciri.
İsnad zinciri verisi bulunmuyor.
Diğer kaynaklardaki paralel rivayetler
Bu rivayetin veri tabanında eşleşen paraleli bulunmuyor.