Aşağıdaki izah hadisin parçası değildir; mütercimin ve şârihlerin notudur.
Bu hadîsi Buhârî «Tefsir» bahsinde; Ebû Dâvûd ile Tirmizî «Cihâd»'da; Nesâî «Bey'at», «Siyer» ve «Tefsîr»'de muhtelif râvilerden tahrîc etmişlerdir. Âyet-i kerîme'de zikredilen ülül-emir onbir şekilde tefsir ve îzâh olunmuştur: 1- Bundan murâd âmirlerdir. İbn Abbâs, Ebû Hüreyre, İbn Zeyd ve Süddî'nin kavilleri budur. 2- İkrime'ye göre ülülemir Hazret-i Ebû Bekir'le Ömer (radıyallahü anh) 'dır. 3- Bundan murâd bütün ashâbdir. Mücâhid'in kavli budur. 4- Hulefâ-i râşidîn denilen dört halîfedir. Sa'lebî'nin rivâyetine göre Ebû Bekir El-Verrâk buna kail olmuştur. 5- Atâ' «Bütün Ensâr ve Muhacirlerdir.» demiştir. 6- Sahabe ve tâbiîndir. 7- İbn Keysân'a göre halkı idare eden akıllı kimselerdir. 8- Ulemâ ve fukahâdır, Câbir b. Abdillâh' radıyallahü anh ) ile Hasan-ı Basrî ve Ebû'l-Âliye'nin kavilleri budur. 9- Ülülemirden murâd seriyye kumandanlarıdır. Meymûn b. Mihrân, Mukaatil ve Kelbî'nin kavilleri budur. 10- Mücâhid'in bir kavline göre ehl-i ilim ve ehl-i Kur'ân'dır. İmâm Mâlik bu kavli tercih etmiştir. 11- Bu söz bütün iş başında olanlara âm ve şâmildir; sahih olan da budur. Abdullah b. Huzâfe (radıyallahü anh) , Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) Efendimiz bir seriyyeye kumandan tâyîn etmiş; askerlere ona itaat etmelerini emir buyurmuş. Abdullah (radıyallahü anh) askerlerine kızarak: — Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) tana itaat etmenizi emir bu-yurmadı mı? Demiş. Askerler: — Evet! Emir buyurdu! cevâbını vermişler. — Öyle ise bana odun toplayın! Emrini vermiş. Onlar da odun toplamışlar. — Ateş yakın! Demiş. Yakmışlar: — Bu ateşe girin! Demiş. Hemen girmek İstemişler. Fakat bazıları arkadaşlarını tutarak: — Biz Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) ’e ancak ateşten kaçtık! Demişler. Ve ateş sönünceye kadar bu minval üzere durmuşlar. Hazret-i Abdullah'ın da öfkesi geçmiş. Bu hâdise Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) ’in kulağına eriştiğinde: «Ona girseler kıyâmet gününe kadar çıkamazlardı! İtaat ancak meşru olan bir şey hakkındadır!» buyurmuşlar. Bunun üzerine itaat âyeti inmiş. Fakat Dâvûdî, İbn Abbâs Hazretlerinden rivâyet edilen bu kavle i'tirâz etmiş; bunun İbn Abbâs'dan başkası tarafından bir vehim olduğun bildirdikten sonra şunları söylemiştir: «Çünkü bu kavilde bir şeyi o şeyin zıddı mânâya hamletmek vardır. Bu hadis te bahsedilen husus, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) ’in orada söylediğinin aksinedir. Orada: İtaat ancak meşru' olan bir şey hususundadır! buyurmuştu. Abdullah ordu kumandanı olarak gazaya çıkmıştı. Derken kızdı. Ateş yaktılar. Ve: Bu ateşe girin! diye emir verdi. Askerin bazıları bundan çekindi; bir takımları girmek istediler... Eğer âyet önceden indi ise nasıl oluyor da başkalarını bırakıp tâat hususunda Abdullah b. Huzâfe'ye mahsus oluyor! Şayet bu hâdiseden sonra indi ise unutmamalı ki, Abdullah’ın askerlerine sâdece itaat ancak meşru' olan şey hususundadır denilmiş; ona niçin itaat etmediniz? denilmemiştir...» Dâvûdîye şöyle cevâp verilmiştir: «Abdullah b. Huzâfe kıssasından murâd: "Eğer bir şeyde münakaşa ederseniz onu Allah'a ve Resule arzediverin!" âyetidir. Hazret-i Abdullah'in seriyyesine gereken de bu idi. Kendimizi ateşe atalım mı atmayalım mı diye münaza'a ederken meseleyi Allah ve Resûlüne irca' edeceklerdi. Onlar bunu yapmadılar; âyet onun için inmiştir.»