Aşağıdaki izah hadisin parçası değildir; mütercimin ve şârihlerin notudur.
Bu hadîsi Buhârî «Megâzî», «Fardu'l-Humus», «Nüzûr», «Zebâyih», «Keffârâtü’l-Eymân- ve «Tevhid» bahislerinde; Ebû Davûd «Eyman»da, Tirmizî «Et'ime» ve «Şemail- bahislerinde; Nesâî «Eymân» ve «Sayd»da, İbn Mâce «Keffarât»da muhtelif râvilerden tahrîc etmişlerdir. «Darlık ordusu» diye terceme ettiğimiz «Ceyşül-usra» Tebûk gazasına giden ordudur. Buna darlık ordusu denilmesi: Son derece şiddetli sıcaklara tesadüf etmesi, su, hayvan ve yiyecek sıkıntısı çekilmesi sebebiyledir. Hattâ ashâb-ı kirâmın susuzluktan develerin karnını yararak içlerindeki suyu aldıkları rivâyet olunmuştur. Bu gaza Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) Efendimizin bizzat iştirak ettiği son gazadır. İbn Sa'd'in rivâyetine göre Tebûk gazası hicretin dokuzuncu yılı Receb ayının perşenbe günü vuku' bulmuştur. Gazanın sebebini bildiren mürsel bir hadîste şöyle deniliyor: «Yahûdiler Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) 'e gelerek: Yâ Ebel-Kâsım, eğer peygamber lik iddiasında doğru söylüyorsan, hemen Şam'a yetiş! Zîra şâm mahşer yeri ve peygamber ler diyarıdır, dediler. O da onların sözüne kanarak yalnız Şam'ı almak niyetiyle gazaya çıktı. Tebük'e varınca Allah ona Benî İsrâîl süresindeki: "Onlar seni bu yerden çıkarmak için neredeyse zorlayacaklardı. ." âyetinden "Bizim yolumuzda asla bir değişiklik bulamazsın" kavli kerîmine kadar olan âyetleri indirdi. Teâlâ hazretleri ona Medine'ye dönmesini emretti ve: "Senin yaşaman da orada. ölümün de orada olacak. Sen tekrar oradan diriltileceksin! buyurdu..." Bu rivâyetlerde sözü geçen «âzadlılar»dan murad: Roma esirleridir. İçeri giren zât kırmızı benizli diye vasıflandırılmakla onun hâlis Arap olmadığına işaret edilmiştir. Nitekim bir rivâyette: «Galiba âzâdlılar-dandı.» denilerek bu cihet tasrih olunmuştur. Bu zât: «Ben bu hayvanın bir sey yediğini gördüm de iğrendim...» demekle tavuğu pislik verken gördüğünü anlatmak istemiştir. Buna mukabil Hazret-i Ebû Mûsâ: «Gel, sana bundan bahsedeyim!» demiş; bununla: «Gel sana bu yeminin nasıl halledileceğini anlatayım!» demek istemiştir. Rivâyetlerin birinde Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) ’in altı deve verdiği, diğerinde beş deve verilmesini emir buyurduğu kaydedilmektedir. Bu sebeple vak'anm iki defa cereyan etmiş olması üzerinde durulduğu gibi, azı zikretmek fazlamın red ve inkâr değildir; şeklinde te'lîfte bulunanlar dahi olmuştur. «Başımıza iyi havır gelmez!» cümlesi; - Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) ’i gaflete düşürdük... biz ebediyyen felâh bulmayız; dedik!» seklinde de rivâyet olunmuştur. «Size yük hayvanlarını ben vermedim; lâkın Allah verdi...» ibaresinin mânâsı Hattâbi'ye, göre birçok vecihlere muhtemeldir. Bununla ashabdan minneti kaldırarak ni'metin Allah'a izafesi kasdedilmiş olabileceği gibi, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) 'in unutmuş olması ihtimâli de vardır. Unutan kimse muztar hükmündedir; onun fiili bâzan Allah'a da izafe edilir. Nitekim unutarak orucunu bozan bir kimse hakkında: «Onu ancak Allah doyurdu, suladı.» buyurulmuştur. Yahut bu cümle: «Bu ganimeti göndermekle size binek hayvanlarını Allah vermiş oldu.» manasınadır. Mârûdî de bu mânâya işaret etmiştir. Kâdi Iyâz : «Caiz ki onlara yük devesi verileceği Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) 'e vahi suretiyle bildirilmiş olsun yahut bu zevat Allah'ın ganimeti kendilerine taksim etmesini emir buyurduğu kimselerin umumunda dahil olsunlar.» diyor.