Aşağıdaki izah hadisin parçası değildir; mütercimin ve şârihlerin notudur.
İbn Abbâs (radıyallahü anh) hadîsini Buhârî «Büyü1» ve «Benî İsrail» bahislerinde; Nesâî «Zebâyıh» ve «Tefsîr»de; İbn Mâce «Eşribe»de muhtelif râvilerden tahrîc ettikleri gibi, Ebû Hüreyre hadîsini de Buhârî «Kitabü’l-Buyû'»da aynı isnadla tahrîc etmiştir. İbn Abbâs (radıyallahü anh) hadîsinde bahsi geçen Semûra , ashâb-ı kirâmdan Semûra b. Cündüb'tür. Şarabın haram kılındığı her tarafta şuyû' bulduğu halde Hazret-i Semûra gibi bir sahâbî-i celîlin onu nasıl satabildiği meselesi üzerinde durulmuş; neticede şaraptan sirke yapmak suretiyle onun ismini değiştirdiği kanaatine varılmıştır; nitekim ölü hayvanın iç yağı haram kılınınca yahudîler bu yağı eriterek satmışlar; ve bir nevi' te'vîlde bulunmuşlardı. Kurtubî ve diğer bazı ulemâ Hazret-i Semûra'nın şarap satmasının üç vecihle îzâh ve tefsir edildiğini söylerler, 1- Bir kavle göre Semûra (radıyallahü anh) bu şarabı ehl-i kitaptan cizye denilen vergi bedeli olarak almış; bunu caiz zannederek yine ehl-i kitaba satmıştır. 2- İkinci kavle göre üzüm şırasını, şarap yapacakları belli kimselere satmıştır. Netice itibariyle şarap olacağı için şıraya şarap denilmiştir. Nitekim bu itibarla üzüme de şarap denilebilir Hattâbî : «Şarabın haram kılındığı şüyu' bulduktan sonra Semûra'nın aynen şarap sattığı zannedilemez; o ancak şırayı satmıştır.» diyor. 3- Şaraptan sirke yaparak sirkeyi satmıştır. İsmâîli (277-371) : «El-Medhal» namındaki kitabında bu hususta şu mütâleayı yürütmektedir: Caiz ki, Semûra (radıyallahü anh) şarabın haram kılındığını biliyor, fakat onun satışının da haram olduğunu bilmiyordu. Eğer hal böyle olmasa idi Hazret-i Ömer onun bu yaptığını ikrar ve kabul etmez; bilâkis bilerek yaptığı için onu valilikten azlederdi. Ölü hayvanın iç yağının haram kılınmasından murâd yenmesidir. Yenmesi haram kılınınca Yahûdiler ondan eritip satmak suretiyle istifadeye başlamışlar. «Ecmele» ve keza «cemele» fiilleri eritti mânâsına kullanılırlar. Hüküm itibariyle bu rivâyetler de yukarıki Câbir (radıyallahü anh) rivâyeti gibidirler. Hazret-i Ömer (radıyallahü anh) rivâyeti muayyen bir âsîye lanet edilebileceğine delâlet ediyor. Mâmâfîh Ömer (radıyallahü anh) ’ın bu sözü şiddet ve tağlîz için söylemiş olması da bir ihtimaldir. Çünkü Araplar lanet sözünü hakikî mânâda değil, mecazen bir şeyden menetmek mânâsında kullanırlar. Harama vesile olan hileyi iptal etmek, birbirine benzeyen şeylerde kıyasa müracaatta bulunmak dahi Bâbımız hadîslerinden çıkarılan hükümlerdendir.