Ana sayfa/Kitaplar/Müslim · İman · 405← ÖncekiSonraki →
Müslim, İman 73
Resûlüllah Sallalahu aleyhi ve Selleme Vahyin Başlaması Bâbı
باب بدء الوحي إلى رسول الله صلى الله عليه وسلم
Sahîh-i MüslimSahîh (sağlam)Sahîh-i Müslim, İman (no. 405)
وَحَدَّثَنِي عَبْدُ الْمَلِكِ بْنُ شُعَيْبِ بْنِ اللَّيْثِ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبِي، عَنْ جَدِّي، قَالَ حَدَّثَنِي عُقَيْلُ بْنُ خَالِدٍ، قَالَ ابْنُ شِهَابٍ سَمِعْتُ عُرْوَةَ بْنَ الزُّبَيْرِ، يَقُولُ قَالَتْ عَائِشَةُ زَوْجُ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَرَجَعَ إِلَى خَدِيجَةَ يَرْجُفُ فُؤَادُهُ وَاقْتَصَّ الْحَدِيثَ بِمِثْلِ حَدِيثِ يُونُسَ وَمَعْمَرٍ وَلَمْ يَذْكُرْ أَوَّلَ حَدِيثِهِمَا مِنْ قَوْلِهِ أَوَّلُ مَا بُدِئَ بِهِ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِنَ الْوَحْىِ الرُّؤْيَا الصَّادِقَةُ ‏.‏ وَتَابَعَ يُونُسَ عَلَى قَوْلِهِ فَوَاللَّهِ لاَ يُخْزِيكَ اللَّهُ أَبَدًا ‏.‏ وَذَكَرَ قَوْلَ خَدِيجَةَ أَىِ ابْنَ عَمِّ اسْمَعْ مِنِ ابْنِ أَخِيكَ ‏.‏
Türkçe Çeviri
Bana Abdulmelik b. Şuayb b. Leys dahi rivâyet etti dedi ki: Bana babam, dedemden rivâyet etti Dedi ki: Bana Ukayl b. Halit, İbn Şîhabın, şöyle dediğini rivâyet etti: Urvetü'bnü'z-Zübeyr'i şunları söylerken işittim. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) 'in zevcesi Âişe dedi ki: — «Bunun üzerine Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) yüreği titreyerek Hadice'nin yanına döndü...» Ve hadisi Yunus'la Ma'mer'in rivâyetleri gibi kıssa eyledi; yalnız onların rivâyetlerindeki: « Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) 'in ilk vahiy başlangıcı sadık rüya ile olmuştur.» diye başlayan ilk cümleyi zikretmedi bir de: — «Vallahi Allah" seni hiç bir vakit utandırmaz» şeklindeki rivâyette Yunus'a tabî' oldu. Ve Hadice'nin: — «Ey Amcamoğlu! dinle bak kardeşinoğlu neler söyleyecek» dediğini zikretti.
Çeviri kaynağı: islamilimleri.com
Etiketler:İman

Mütercim şerhi

Aşağıdaki izah hadisin parçası değildir; mütercimin ve şârihlerin notudur.

Bu hadisi Buhârî kitabının başında ve «Kitab'ut Tefsir» de, Tirmizî ile Nesâî dahi «Kitab'ut Tefsir» de tahriç etmişlerdir. Hadis-i Şerif sahabenin mürsellerindendir. Çünkü Âişe (radıyallahu anhâ) Bu hadis eye erişmemiştir. Binaenaleyh onu ya bizzat Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) ’den yahud bir sahabiden işitmiştir. Sahabinin mürseli ise ulemânın ittifakı ile Huccet'tir. Bu bâbta muhalefet eden yalnız Ebû İshâk el-Esferaini olmuştur. Ona göre böyle bir hadisle ihticac olunamaz. Yalnız Ravî sahabeden başkasından rivâyet etmediğini söylerse rivâyeti kabul olunur. İbn Salâh: «İbn Abbâs (radıyallahü anhüma) ile Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) ’den hadis dinlemeyen diğer genç sahabenin rivâyet ettikleri hadisler mevsul ve müsbet hükmündedir. Çünkü bunların rivâyetleri sahabedendir. Sahabenin bilinmemesi ise zarar etmez.» demiştir. Nevevî : Doğrusu da budur. Şafiî 'nin ve Cumhûr u ulemânın mezhebi de budur.» diyor. Tibî diyor ki: « Âişe (radıyallahu anhâ) 'ın bu hadisi Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) 'den işittiği anlaşılıyor. Çünkü rivâyeti esnasında: «Melek beni alarak sıkıştırdı, dedi.» cümlesiyle hadisi bizzat Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) ’den işittiğini beyan ediyor.» Hasılı Hazret-i . Âişe (radıyallahu anhâ) kimden İşitmiş olursa olsun bu hadis muttasıl ve müsnet hükmündedir. Vahiy: Lügatte gizlice bildirmek, işaret etmek yazı yazmak, risalet ve ilham mânalarına gelir. Bu kelime fiil olarak «Vahâ-yehi» ve «evhâ-Yûhî» şekillerinde kullanılırsa da «evhâ» şeklinde kullanılması daha fasihtir. Kur'ân-ı Kerîm'de de bu şekilde varid olmuştur. Bazan vahiyden ism-i mefu'l mânası yani vahiy edilen şey kasdedilir. Şeriat: îstilahinda vahiy Allahü teâlâ’nın peygamber lerinden birine indirdiği kelâmına denilir. Ulemâdan bir çoğu Resûlü: «Kendisine mucize ile birlikte kitap indirilen zattır» diye tarif etmişlersede bu tarif doğru değildir. Çünkü Hazret-i Âdem, Nûh ve Süleyman (aleyhisselâm) gibi bir çok Resullerin Resul olmamasını icap eder. Bu zevat bilittifak Resul oldukları halde kendilerine kitap indirilmemiştir. Nebiyi dahi: «Kendisine kitap indirilmese bile Allahü teâlâdan haber veren zattır.» diye tarif etmişlerdir. Sahih olan tarife göre Resul: Kendisine kitap indirilen yahud melek gönderilen zattır.» Nebiy ise: »Allahü teâlâ'nın ahkâmı tebliğe yahud başka bir Resule tabiî olmaya memur kıldığı zattır. Binaenaleyh Resul ile Nebî arasında mantık yönünden umum ve husus-u mutlak vardır. Her Resul Nebî'dir fakat her Nebî' Resul değildir. Vahyin mahiyeti: Peygamber anı izam (salevâtullahi aleyhim) hazeratından başkasına malûm değildir. Binaenaleyh bundan kimsenin bahsetmeye hakkı yoktur. Ancak vahyin meratip ve envaî ve nüzul zamanında hazır bulunup görenlerin naklettiği bazı eserleri vardır ki; Onlardan bahsedilebilir. Buhârî Şârîhi Aynî 'nin beyanına göre peygamber ler hakkında vahiy üç kısımdır. 1 - Mûsâ (aleyhisselâm) ’ın işittiği gibi kelâm-ı kadimi işitmek sureti ile olur. Bu şekil vahiy nass-ı Kur'ân ve bir çok sahih hadislerle sabittir. 2 - Melek göndermek sureti ile olur. 3 - Allahü teâlâ tarafından gönderilen Melek vasıtasiyle peygamber in kalbine yerleştirmek sureti ile olur. Nitekim Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) 'in; «Ruhu’l-Kudüs (yani Cebrail aleyhisselâm) benim nefsime üfürerek yerleştirdi...» Hâdis-i şerifi bu hakikati natıktır. Hazret-i Dâvûd (aleyhisselâm)' a gönderilen vahiyin de bu kabilden olduğu söylenir. Diğer peygamber lere gelen vahiyler ilham sureti ile olmuştur. Süheylî, vahyin yedi suretle vuku bulduğunu söyler: Şöyleki. 1 - Sadedinde bulunduğumuz hadiste beyan edildiği gibi uyku halinde rüyada bildirilir.- Hatta. İbn İshak'ın rivâyetine göre vahyin başlaması evvelâ geceleyin rüyada olmuş ertesi günde uyanıkken vahiy gelmiştir. Ulemâdan bazıları uyanıkken nâzil olan her vahyin evvelce rü-yadada bir kere nâzil olduğunu iddia ederler. 2 - Peygamber e vahiy çan sesi gibi bir seda halinde gelir, Bu ses ya meleğin kendi sesi yahud da kanatlarının Şeşidir; Vahyin bu sureti pek şiddetli idi onun için Resûlü Ekrem (sallallahü aleyhi ve sellem) pek büyük zahmet çeker, mübarek yüzü terler içinde kalırdı. 3 - Vahiy uyanıkken melek tarafından peygamber in kalbine ilka edilir fakat melek görülmez bunun mücerredi bir ilham olmayıp vahy-i ilâhî olduğuna Teâlâ Hazretleri bir ilm-i zaruri halk ederdi. 4 - Peygamber e melek insan şeklinde gelir. Nitekim Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) 'e Cibrîl i Emin bazan Dihyet ü'l-kelbi ismindeki sahâbî-i. celil suretinde gelirdi. Bu zatın suretine girmesi onun akran-u emsali arasında en güzel olmasındandır deniliyor. Hatta kadınların fitne ve tuzağına düşmemek için peçe takındığı rivâyet olunur. Başka surete girdiği de vakidir. 5 - Peygamber e Cibrîl -i Emin (aleyhisselâm) kendi sureti ile ve herbiri gökyüzünü kaplayan altıyüz kanadı ile görünerek vahiy getirir ki bu iki defa vaki' olmuştur. Birincisi Hirâ dağında buradaki hadisi getirdiği zaman vâkî olmuştur. Bu dehşetli manzarayı görür görmez Resûlü Ekrem (sallallahü aleyhi ve sellem) tehammûl edemeyerek baygın düşmüşlerdi. İkincisi leyle-i mi'raçta Sidretu-l-Münteha yanında olmuştur. 6 - Allahü teâlâ Peygamber i ile hicap arkasından konuşur. Müslim 'in rivâyet ettiği bir hadise göre Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) Mekke'de 15 sene vahyi işitmek sureti ile telâkki etmiştir yedi sene vahiy esnasında bir ziyadan başka bir şey görmemişdir. 7 - Vahyi bazen Cibrîl -i Emin değil de İsrafil (aleyhisselâm) getirir. Şâbi'nin rivâyet ettiği bir hadise göre Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) ’e üç sene vahyi İsrafil (aleyhisselâm) getirmiş ve. olduğu şekilde görünmüş sonra onun yerine Cibrîl . Emin (aleyhisselâm) tevkil buyurulmuştur. Maamafih ulemâdan bu hususa itiraz edenler olmuştur. Sadık rü'ya: İçerisine Şeytanın haltiyatı karışmayan doğru rüyadır. Uyku halinde ekseriya görülen karışık şeyler ve ağır basınalar sâdık rü'ya değildir. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) : «Sâdık rüya Peygamber liğin kırk altı cüz'ünden bir cüz'dür.» buyurmuştur. Vahi evvelâ sâdık rü'yâ ile başlamış; altı ay bu şekilde devam ettikten sonra uyanıkken gelmiş; bir daha yirmi üç sene minval üzere devam etmiştir. Bir rivâyette: «Sâdık rüya peygamber liğin yetmiş cüzünden bir cüzdür.» buyurulmuştur. Ulema bu iki rivâyetin arasını bulmuş ve: «Rüya, gerenin hâline göre değişir. Sıddıykların rü'yâsi 46 cüzden bir cüzdür. Sair müminlerin rü'yâsı ise 70 cüzden bir cüz olur.» demişlerdir. Vahyin bu yedi suretten mada bir iki sureti daha bulunduğunu söyleyenlerde vardır. Kâdî İyâz ile diğer bazı ulemânın beyanına göre Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) 'e vahyin, rüya ile başlaması onu bu işe alıştırmak içindir. Çünkü birdenbire melek karşısına çıkmış olsa beşer kuvveti tehammûl edemezdi. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) 'e tenhaya çekilmenin sevdirilmesi yalnız kaldığı zaman kalbi her türlü dünyevî kayıtlardan azade kalacağı içindir. Bu da tefekküre dalmaya ve huşua yardım eder. Hıra mağarası Mekke-i Mükerremeye üç mil mesafede ve Mekke'den Mineye giden yolun sağındadır. Hacca gidenler pekâlâ bilirlerki Hirâ dağı tepeye doğru çıktıkça sivrilmiş ve adeta Kâbe-i muazzamaya doğru rükû edercesine eğilmiştir. Bu hususta tetkikat yapan bazı zevatın bildirdiklerine göre Mekke'nin etrafında bulunan bütün dağlar. Kâbe-i Muazzama'ya doğru rükû halindedir. Mezkûr Mağrada Resûlü Ekrem (sallallahü aleyhi ve sellem) günlerce ibâdet eder fakat kendisine vahiy geleceği hatırından geçmezdi. Bundan dolayıdır ki hadis-i şerifte: «Ansızın emr-i Hak karşısına çıkıverdi.» denilmiştir. «Ben okumak bilmem» cümlesi Kâdî İyâz 'in beyanına göre ulemâ arasında ihtilaflıdır. Bazıları bu cümledeki «ma» yi nafiye diğer bazıları da istihfamiyye olduğunu söylemişlerdir. Fakat Nevevî Nafiye olduğunu tasvib etmiş istihfhamiyye olmasını doğru bulmamıştır, Meleğin Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) üç defa sıkıştırıp salması getirdiği vahyi kabule onu hazırlamak hikmetine meb-nidir. Bazıları bundan ibret alarak muallimin talebesini derse karşı uyanık ve hazır bulunmağa davet etmesi gerektiğini söylerler. Hadis-i Şerif ikra' suresinin başındaki beş âyetin Kur'âm Kerîm’in ilk nâzil olan âyetleri olduğunu gösteriyor. Nevevî Selef ve halef ulemâsının cumhûr u buna kaildir, doğrusu da budur diyor. Kur'ân-ı Kerîm'in ilk âyetinin oku! diye başlaması ikinci âyetinde yazının emrolunması İslâmiyeti kötülemekten zevk duyan din düşmanlarının beyinlerini parçalayan bir saikay-ı hak ve bir barika-ı hakikattir. Bugün medeniyetin ölçüsü okuyup yazma nisbeti ile temizlik hususunda sarfedilen sulardır. Daha açıkçası hangi millette okur yazar çok bulunur ve çok su harcanırsa o millet medenî sayılır. İşte Kur'ân-ı Kerîm'in ilk emirleri bu hakikâtları ihtiva etmektedir. Hirâ dağında nâzil olan bu ilk âyetlerde okumakla yazmak emredilmiş bir kaç zaman sonra inen «müd-dessir» suresi âyetlerinde de temizlik farz kılınmıştır. Dünya medeniyetinin esaslarını daha ilk emrinde böyle üç kelime ile hülâsa eden hak veya bâtıl bir din daha varsa lütfen göstersinler! gösteremezler çünkü yoktur. Hakikat bu merkezde iken bazı tembel müslüman-ların. halini behâne ederek canavarlar gibi müslümaniığa hücum etmek için insan ya çıldırmış olmak yahut İslâmiyet düşmanları kadar beyinsiz bulunmak icap eder sunuda ilâve edelim ki İslâm medeniyetinin hedefi düşmanların gözlerini kamaştıracak kadar nurlu, hayallerinin dahi eremeye-ceği kadar yüksektir. Onun hedefi âhiret seadetidir. Yirminci asır insanlarının dillerine destan ettikleri medeniyetle İslâm medeniyeti arasındaki nispet ancak tezattır. Çünkü mahûd medeniyetin altında boylu boyunca uzanmış yatan bir küfür vardır. Onun felsefesi: ye iç hoş geç yaşadığına bak bundan sonra bir daha dünyaya gelecek değilsin Öldükten sonra dirilmek, âhiret hayatı, sual, cevap, cennet cehennem hayatı gibi şeyler —hâşâ sümme hâşâ — safsata ve hurafeden ibarettir» şeklinde hülâsa edilebilir. İslâm medeniyetinin sertacı ise alnında güneş gibi parlayan nur-u imandır. Müslüman yeyip içip hoş geçmek için değil, çalışıp çabalayıp bir çok zahmet ve külfetlere katlanarak âhiret hayatını, o ebedî saadeti kazanmak için uğraşır. Bu hakikat dünyaya dar-ı teklif adı verilmekle ifade edilmiştir. Teklif külfet yüklemektir. Müslüman dünyada bir çok dünyevî ve uhrevî külfetlere katlanır. Dinin emir ve nehiylerine riayet eder. Bu cümleden olmak üzere dinin şanını yükseltmek için dünyasını da mamur eder onun için rahat yeri cennettir. Cenab-u Hak bil cümle din kardeşleri ile birlikte bizide o selâmet diyarına çıkan bahtiyarlardan eylesin (amin) . Âyet-i Kerîmede evvelâ: «Senin Rabbin kalemle yazı yazmayı öğreten kerimler kerimidir.» Buyurularak tahsil sureti ile elde edilen ilme; Sonra da: «İnsana bilmediğini öğretmiştir.» Buyurularak ilm-i ledünniye işaret buyrulmuştur. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) Cibrîl -i Emini görünce o ana kadar görmediği bu şa'şaadar manzara karşısında beşeriyet iktizası ürkmüş korkudan titriyerek ümmûl mü'minin Hadice (radıyallahu anhâ) nezdine dönmüştü. İki defa kendilerini sarıp örtmelerini emretmiş biraz yatarak kalbinden korku zail olunca: «Filhakika kendimden korktum.» diye söze başlayarak başından geçenleri o heykel-i semahat ve şefkat kadına anlatmıştı. Kâdî İyâz diyor ki: « Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) ’in korkması gelen vahyin Allah'tan olup olmadığında şüphe ettiği mânasına alınmamalıdır. Onun korkması bu işi kaldıramayacağı ve vahyin sıkletine tahammül edemeyip mahvolacağı mülâhazası iledir.» Hazret-i Hatice (radıyallahü anhâ) , Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) 'i teskin etmiş kendilerine rahat ol dedikten sonra: «Allahü teâlâ seni hiç bir zaman utandırmaz» diye yemin etmiş buna sebep olarak da Fahr-i Kâinat (sallallahü aleyhi ve sellem) ’in akrabaya yardım, doğruyu söylemek, acizlere yardım, fakirlere muavenet gibi mümtaz vasıflarla mevsuf olmasını göstermiştir.» Cümlesi şeklinde de rivâyet edilmiştir. Maamafih sahih ve meşhur olan rivâyet birincisidir. Bazılarına göre mâna itibarı ile her iki rivâyet birdir. Aralarında fark görenler olmuşsa da Nevevî bunun zayıf olduğunu söyler. Ülema-i kirâm Hazret-i Hadice (radıyallahu anhâ) 'nın bu sözlerinden güzel ahlâk ve hayır işlerin bir kimsenin selâmetine sebep olacağı mânasini çıkarmışlardır. Rivâyetlerin birinde Hazret-i Hadice'nin Varaka'ya amca diğerinde amcamoğlu dediği zikrediliyor. Bunların her ikiside doğrudur. Esasen Varaka Hazret-i Hadice'nin amcasıoğludur... Maamafih bir insan amcasıoğluna mecazen amca diyebilir. Nitekim Türklerde de âdet böyledir. Zaten Araplar konuşurken hürmeten büyüklerine amca derlerdi. Bu hürmet amcamoğlu demekle ifade edilemez. Namusdan murâd Cibrîl -i Emin (sallallahü aleyhi ve sellem) dir. Lügat ulemâsının beyanına göre namus hayırlı bir sırrı taşıyan kimseye derler. Kötü sırrın sahibine de casus denilir. Herevî:« Cibrîl -i Emin'e namus denilmesi Allahü teâlâ'nın onu vahiy ve gaip işlerine tahsis ettiği içindir.» diyor. Bu hadis te namusun Mûsâ (aleyhisselâm) ’a gönderilen melek olduğu beyan ediliyor. Sahiheyn'de ve diğer hadis kitaplarında meşhur olan budur. Bazı hadislerde Mûsâ yerine Îsâ (aleyhisselâm) zikredilmiştir, ki ikiside sahihtir. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) ’in vahiy gelmezden Önce Hirâ dağında yaptığı ibâdetin mahiyeti hakkında ulemâ ihtilâf etmişlerdir. Bazılarına göre kendinden Önceki şeriatlardan birine tabî olarak ibâdet etmiştir. Cumhûr -u ulemâya göre ise; hiç bir şeriata tâbi' olmadan Allahü teâlâ'nin kendisine ihsan ettiği marifet nuru ile ibâdet ederdi. Bir şeriata tâbi' olarak ibâdet etmiştir, diyenler kendi aralarında ihtilâf etmişler ve bu ihtilâf neticesi ortaya sekiz kavil çıkmıştır. 1 - Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) , İbrahim (aleyhisselâm) şeriatı ile ibâdet etmiştir. 2 - Îsâ (aleyhisselâm) şeriati ile 3 - Nuh (aleyhisselâm) şeriati ile 4 - Mûsâ (aleyhisselâm) şeriati ile 5 - Âdem (aleyhisselâm) şeriati ile ibâdet etmiştir. 6 - Kendinden önce geçen gayri muayyen bir şeriat ile ibâdet etmiştir. 7 - Geçen bütün şeriatlar Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) 'e şeriattı. 8 - Bu bâbta bir şey denilemez tevakkuf olunur. İmâmül Harameyn ile Âmîdî'nin mezhebi budur. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) 'in o zamanki ibâdeti tefekkür ve ibret alma sureti ile olmuştur. Cibrîl -i Emin'in ilk vahiy getirmesi de İbn Sa'dın rivâyetine göre ramazanın on yedinci gününe tesadüf eder Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) o zaman 40 yaşlarında idiler. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) 'in: «Gerçekten kendimden korktum.» sözünün mânası üzerinde ulemâ ihtilâf etmişler ortaya on iki kavil çıkmıştır. 1 - Delirmekten ve gördüğü şey'in kehanet-olmasından, korkmuştur. Ebû Bekr İbn- Arabî bu kavilin bâtıl olduğunu söylemiş Aynî dahi onu bâtıl olmaya lâyık görmüştür. 2 - Gördüğü şey'in bir hayal olduğundan korkmuştur. Bu kavil dahi bâtıldır. 3 - Korkudan öleceğim diye endişe etmiştir. 4 - Bu işin altından kalkamayacağından ve vahyin sıkletine tahammül edemiyeceğinden korkmuştur. 5 - Meleğe bakmaktan âciz kalarak öleceğinden ve gördüğü dehşetten kalbinin yerinden oynayacağından korkmuştur. 6 - Peygamber olduktan sonra kavminin eziyetlerine sabredeme-mekten korkmuştur. 7 - Kavminin kendisini öldüreceklerinden korkmuştur. Bu kavli Sühey lî hikâye etmiştir. Aynî de bunda bir garabet görmeyerek: « Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) bir beşerdir. Öldürülmekten ve ezâ edilmekten korkmuş olabilir sonra Allah korkusu ona her şey'e sabrı ehven göstermiş ve kalbine her türlü şecaat ve-kudreti celbetmiştir.» diyor. 8 - Peygamber olması dolayısı ile vatanından ayrılacağından korkmuştur. 9 - Ebû Bekr İsmaîli'ye göre Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) kendisine gelenin Allah tarafından gönderilme bir melek olduğunu ilm-i zarurî ile bilmeden önce korkmuştur. 10 - İnsanların kendisi hakkında atıp tutacaklarından korkmuştur. 11 - İbn Ebû Hamza'ya göre Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) meleğin sarsmasından korkmuştur. 12 - Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) 'in bu sözü âni olarak karşısına çıkan dehşetten hasıl olan korkuyu ihbardır. Nitekim insan görmediği ve bilmediği bir şeyle ansızın karşı karşıya gelince ürker. Acaba Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) kendisine gelenin şeytan değil de Cibrîl -i Emin olduğunu nereden bilmiştir? Keza getirdiği vahyin bâtıl değil hak olduğunu nasıl anlamıştır?.. Bu suale Ayni şu cevabı vermektedir: Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) 'in yalancı değil sadık olduğunu ispat için Teâlâ Hazretleri bize mucize denilen delili nasıl ikâme etti ise; Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) 'e de gelenin şeytan değil melek olduğuna ve Allah tarafından gönderildiğine delil halk etmiştir. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) 'in ibâdet için Hirâ dağını tercih etmesi bazılarına göre üzerinden Kâbe-i Şerif'e göründüğü içindir, ki bu da bir ibarettir.
Künye
KaynakSahîh-i Müslim
Kitap · Bâbİman · 73. bâb — Resûlüllah Sallalahu aleyhi ve Selleme Vahyin Başlaması Bâbı
Hadis No405
Râvi sayısı—
İlk râvi—
Sıhhat Değerlendirmesi
Sahîh (sağlam)Sahîh koleksiyonu

Müslim'in Sahîh'inde yer alan, sıhhati üzerinde ittifak edilen bir rivayet.

Araştırma

İsnadın coğrafi yolculuğu, varyant ağacı ve ortak halka bir arada.

İsnad Silsilesi

Rivayetin Peygamber’e ulaşan râvi zinciri.

İsnad zinciri verisi bulunmuyor.

Diğer kaynaklardaki paralel rivayetler

Bu rivayetin veri tabanında eşleşen paraleli bulunmuyor.
AnaAraKitapAğRâviKonuOlayKabile