Aşağıdaki izah hadisin parçası değildir; mütercimin ve şârihlerin notudur.
Bu hadîsi Buhârî «Talâk» bahsinin bir-iki yerinde, Ebû Dâvud ile Nesâî dahi «Talâk» bahsinde muhtelif râvilerden tahric etmişlerdir. Tahâvî onu sekiz tarîkten rivâyet eder, Görülüyor ki, hadîsin bütün rivâyetleri Abdullah b. Ömer (radıyallahü anh) Kıssasına âiddir. Hazret-i Abdullah'in boşadığı karısının ismi Âmine binti Gifâr'dır. Bazıları Âmine binti Ammâr olduğunu söylemişlerdir. İmâm Ahmed b. Hanbel 'in «Müsned»inde bu kadının ismi Nevâr diye zikredilmiştir. İsminin Âmine, lâkabının da Nevâr olması muhtemeldir. Nevevî diyor ki: «İbn Ömer'in bu hadîsinde kendisine ricat emri verilmiş; karısını o hayızdan sonra gelen temizlik devresinde değil de daha sonra gelen temizlik devresinde boşaması tenbih edilmiştir. Acaba bu geciktirmenin faydası nedir? denilirse dört vecihle cevap verilir: 1 - Kadına ricattan maksat boşama olmasın diye talâk ikinci temizlik devresine te'hîr edilmiştir. Bu sebeple kadını, içerisinde talâk helâl olacak bir müddet nikâhında tutması vâcib olmuştur. Nikâhında tutması ric'atın faydası görülmek içindir. Ulemâmızın cevâbı budur. 2- Bu te'hir ona bir ceza ve günahına tevbe olmak içindir. 3- İçerisinde karısını boşadığı hayızdan sonra gelen temizlik devresi, o hayızla birlikte bir kur' gibidir. Binâenaleyh o temizlik devresinin başında boşasa, hayız halinde boşamış gibi olur. 4- Te'hîr, kadınla uzun müddet beraber kalsın diyedir. Zira bu müddet zarfında onunla cima' ederek talâk sebebinin ortadan kalkması me'muldur.» Kâdî Iyâz 'a göre İbn Ömer (radıyallahü anh) nm (fe meh) sözünden murâd istifhamdır. (Meh) kelimesinin aslı (mâ) olup (elif) (ha) ye tebdil edilmiştir. Ve: «Ben bu talâkı hesaba katmazsam ne olur?» mânâsına gelir. Maamâfih bu kelimenin zecir mânâsına kullanılmış olması da ihtimâl dahilindedir. Bu takdirde maksad: «Böyle konuşmaktan vazgeç! Talâk vaki' olduğunda şüphe etme!» demek olur. «Aciz gösterip ahmaklık etse de mi?» cümlesi de Hazret-i İbn Ömer'in sözüdür. Bu sözü ile kendini kasdetmiştir. Nitekim bir rivâyette: «Aciz gösterip ahmaklık etsem de mi?» demiştir. Hattâbî 'ye göre bu cümlede hazif vardır. Mânâsı: «Aciz gösterip ahmaklık etse de onun bu aciz ve ahmaklığı yapmış olduğu talâkın hümünü ıskat eder mi?» demektir. Nevevî bu sözün bir istifhâm-ı inkârı olduğunu söylemiştir. Bu takdirde mânâ: «Evet, talâk hesaba katılır; onun aczi ve hamakatı buna mâni' değildir.» demek olur. Kirmanı: «İhtimâl buradaki (in) edatı nefi içindir. Yani İbn Ömer ne aciz göstermiş, ne de ahmaklık etmiştir; mânâsını ifâde eder.» diyor. Ona göre bu cümle ile: «İbn Ömer çocuk veya deli değildir ki, talâkı vâki' olmasın.» denilmek istenmiştir. Çünkü aciz çocuğun, ahmaklık da deliliğin lâzımıdır. Cümlede lâzım zikredilmiş, melzum murâd olunmuştur. Kirmânî cümledeki (in) edatının (enne) ’den muhaffef olmasına da ihtimâl vermekte de: «Edatın (en) şeklinde rivâyeti sahîh olsa mânâ daha zahirdir» demektedir. Bu cümle hakkında daha başka te'vîller yapanlar da olmuştur. Hadîsin ilk rivâyetlerinde geçen: «İşte kadınların kendisi İçin boşanmasını Allah (azze ve celle) ’nin emrettiği iddet budur» cümlesi ile: "Ey Peygamber ler, kadınları boşamak isterseniz iddetlerini karşıladıkları halde boşayın!" âyet-i kerimesine işaret olunmuştur. Bu âyetin kimin hakkında indirildiği müfessirler arasında ihtilaflıdır. Vâhıdî'nin Katâde yolu ile Hazret-i Enes'den rivâyetine göre Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) Hazret-i Hafsa'yi boşadığı vakit inmiştir. Bir rivâyete göre Hazret-i Abdullah b. Ömer hakkında, başka bir rivâyete göre: Abdullah b. Ömer'le, Ukbe b. Amr Tufeyl b. Haris ve Amr b. Saîd haklarında nâzil olmuştur. Âyet-i kerîmedeki iddetlerini karşılamadan murâd: Kadınları müna-sebet-i cinsiyyede bulunmamak şartı ile temizlik devresinde boşamak ve iddetleri geçinceye kadar yanlarına varmamaktır. Ahsen-i talâk da budur. Yalnız bu hüküm medhûlün bihâ (yani cima' edilen) kadınlar hakkındadır. Cima' edilmeyen kadınlara iddet yoktur. Müslim 'in son rivâyetinde âyetin sonu İbn Ömer'le İbn Abbâs (azze ve celle) kıraatlarına göre tesbit edilmiştir. Fakat bu rivâyet şâzzdir. Şâzz kıraat için bilicmâ' Kur'ân hükmü verilemez.