Aşağıdaki izah hadisin parçası değildir; mütercimin ve şârihlerin notudur.
Bu hadîsi Buhârî hacc, cihâd ve meğâzî bahislerinde, Ebû Dâvûd ve Nesâî , «Hacc» bahsinde, İbn Mâce , «Hacc ve Ferâiz» bahislerinde muhtelif râvilerden tahrîc etmişlerdir. Ribâ': Rab’ın cem'idir. Rab': Bir kavmin mahallesi ve menzili demektir, Dâr'ın cem'i olan Dûr kelimesi dahi aynı mânâya gelir. Bu takdirde iki kelimenin birbiri üzerine atfedilmesi ya te'kîd içindir yahut râv öyle mi veya böyle mi dediğinde fekk etmiştir. Akîl ile Tâlibin mirasçı olduklarını bildiren ifâde sonuna kadar râvilerden birinin idrâcıdır. Kirmanı bunun Hazret-i Üsâme tarafından yapılmış olması ihtimâli üzerinde durmuştur. Tâlib , Ebû Tâlib'in en büyük oğludur. Akıl'den on yaş büyüktü. Akıl, Ca'fer'den, Ca'fer de Alî (radıyallahü anh) 'dan onar yaş büyüktüler. Bu gibi hallere nadiren tesadüf olunur. Hazret-i Ca'fer, Ca'fer-i Tayyar ve Zü’l-Cenâ-hayn diye meşhurdur. Metn-i hadîsden de anlaşıldığı veçhile Ebû Tâlib'in vefatında Akıl ile Tâlib kâfir bulunuyorlardı. Hazret-i Akîl Hudeybiye'de müslüman olmuştur. Talib ise müslümanlığı kabul etmeden vefat etmiştir. Rivâyete nazaran Ebû Tâlib, Abdülmuttalib'in en büyük oğlu olduğu için câhiliyet âdeti veçhile babasının bütün emlâkini o almıştı. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) hicret edince Ebû Tâlib'in malına da Akıl el koydu. Dâvûdî'nin beyânına göre Akıl, Ve garabet (sallallahü aleyhi ve sellem) ile diğer Abdülmuttalib oğullarına düşen bütün mirası satmıştı. Nitekim Mekke müşrikleri hicret eden müslümanlarm evlerini satıyorlardı. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) 'in Akîl'e bir şey demeyip icraatını tasdik buyurması ya cûd-u keremindendir. yahut Akîli İslâm'a meyi ettirmek veya câhiliyet devrinin icraatını sahîh bulduğu içindir. Nitekim küffârın nikâhlarını sahîh kabul etmiştir. Bazıları Ebû Tâlib mirasının Akîl sülâlesinde kaldığını, nihayet Haccâc-ı Zâlim'in kardeşi Muhammed b. Yûsuf'a yüz bin altın mukabilinde sattıklarını söylemişlerdir. Hazret-i Alî'nin torunlarından Aliyyü'bnü Hüseyin: «Biz Şi'b'deki hissemizi bundan dolayı terkettik» dermiş. Şi'b’ın Ebû Tâlib'e âit bir vâdî olduğunu; müslümanlarm üç sene burada mahsur kaldıklarını geçen rivâyetlerde görmüştük.