Müslim, Cenazeler (Cenâiz) 9
Ölen Kimsenin, Ailesinin Ona Ağlaması Yüzünden Azab Olunması Bâbı
باب الميت يعذب ببكاء أهله عليه
⟲ Tekrar rivayetBu kayıt kendi metnini taşımıyor — kaynakta yalnız isnad zinciri ve “öncekinin aynısı” notu var. Asıl metin Müslim · Cenazeler (Cenâiz) · 2157 kaydında.
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ عُبَيْدٍ الطَّائِيِّ، وَمُحَمَّدِ، بْنِ قَيْسٍ عَنْ عَلِيِّ بْنِ رَبِيعَةَ، قَالَ أَوَّلُ مَنْ نِيحَ عَلَيْهِ بِالْكُوفَةِ قَرَظَةُ بْنُ كَعْبٍ فَقَالَ الْمُغِيرَةُ بْنُ شُعْبَةَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " مَنْ نِيحَ عَلَيْهِ فَإِنَّهُ يُعَذَّبُ بِمَا نِيحَ عَلَيْهِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ " .
Asıl metin · Müslim · Cenazeler (Cenâiz) · 2157
Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe rivyet etti. (Dedi ki) : Bize Vekî, Saîdü'bnü Ubeyd-i Tâî ile Muhammedü'bnü Kays'dan, onlar da Alîyyü'bnü Rabîa'dan naklen rivâyet etti. Alî Şöyle dedi: Kûfe'de kendisine yas tutulan ilk şahıs Karazatü'bnü Kâ'b'dır. Bunun üzerine Mugîratü'bnü Şu'be şunları söylemiş: Ben, Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) ’in «Her kime yas tutulursa, o kimse kıyâmet gününde kendisine yapılan feryâd-ü figân sebebiyle azâb görecektir.» buyururken işittim.
Sahîh-i MüslimSahîh (sağlam)Sahîh-i Müslim, Cenazeler (Cenâiz) (no. 2159)
وَحَدَّثَنَاهُ ابْنُ أَبِي عُمَرَ، حَدَّثَنَا مَرْوَانُ، - يَعْنِي الْفَزَارِيَّ - حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ عُبَيْدٍ، الطَّائِيُّ عَنْ عَلِيِّ بْنِ رَبِيعَةَ، عَنِ الْمُغِيرَةِ بْنِ شُعْبَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم مِثْلَهُ .
Bu kayıttaki metin
Bize, bu hadisi İbn Ebi Ömer dahi rivâyet etti. (Dedi ki) : Bize Mervân yani Fezâri rivâyet etti. (Dedi ki) : Bize Saîdü'bnü Ubeyd-i Tâî, Alîyyü'bnü Rabîa'dan o da Mugîratü'bnü Şu'be'den, o da Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) 'den naklen bu hadîsin mislini rivâyet etti.
Çeviri kaynağı: islamilimleri.com
Mütercim şerhi
Aşağıdaki izah hadisin parçası değildir; mütercimin ve şârihlerin notudur.
Bu hadîsleri Buhârî «Cenâiz» bahsinde Âişe hadisinin bir rivâyetini «Kitâbü'l-Meğâzî» de, Nesâî ve İbn Mâce «Cenaiz» bahsinde muhtelif râvîlerdçn tehrîc etmişlerdir. Ayni diyor ki: «Bu bahsi şerh eden zevattan hiç birinin bu bâbda vârîd olan hadîsleri hakkıyla beyân ettiğini görmedim. Bil'akis sarihlerin çoğu sözlerini tertipsiz ve hadîsin metnine tâbi olmaksızın gelişi güzel yazmışlardır. Öyle ki: Onların sözlerine bakanlar, kendilerini tatmin edecek bir şey bulamazlar...» Ayni bundan sonra bu hadisler üzerinde muhtelif yönlerden söz etmiştir. Şöyle ki: 1) İbn Ömer (radıyallahü anh) 'ın rivâyetleri iki nev'îdir. Bunların biri ölen kimsenin ailesinin feryâd edip ağlaması yüzünden azâb göreceğini, diğeri dirinin ağlaması yüzünden ölünün azâb göreceğini ifâde etmektedir. Her iki rivâyet merfû'durlar. Acaba burada mutlak, mukayyede hamledilir mi? Yani ölen kimse kendisine yalnız ailesinin ağlaması yüzünden mi azâb görür yoksa hüküm umûmî olup, herhangi bir kimsenin ağlaması ile azâb görür mü? Bu suâle: «Hüküm umûmidir, yalnız ailesinin ağlamasına mahsûs değildir.» şeklinde cevap verilmiştir. Bittabi bu cevap ağlamayı meyyitin azabına sebep kabul gedenlere göredir. Burada mutlakın, mukayyed üzerine hamledilmemesi, hükümde bir fark hâsıl olmadığı içindir. Çünkü ağlamanın, ölenin azabına sebep olacağına kaail olanlara göre ailesinin ağlaması ile başkasının ağlaması arasında fark yoktur. Zira ölünün arkasından feryâd-ü figân etmenin azaba sebep olacağı umûmi delillerle beyân edilmiştir. Ölenin ailesi ağlamak hususunda daha mazur olduğu hâlde ağlamaları azaba sebep olursa, başkalarının ağlamaları buna bil'evlâ sebep teşkil eder. Hadisin bâzı rivâyetlerinde «ailesinin ağlaması sebebiyle» buyu-rulmasi: «Başkalarının ağlaması azaba sebeb olmaz- nınâsına alınmamalıdır. Zira bu söz bir kayd-ı ihtirazı değil, kayd-i vukûi'dir. Yani ekseriyetle ölenin arkasından ailesi efradı ağladığı için zikredilmiştir. 2) Acaba hadîsde zikri geçen «diri» tâbirinin mefhumu var mıdır ki, diri olmayan şeylerin ağlaması ile ölüye azâb olunmaz diyelim. Ve acaba diri olmayan şeylerin ağlaması tasavvur olunabilir mi ki, «diri» kelimesi ile cansız şeylerden ihtiraz olunmuş diyelim? «Onların üzerine yer ve gök ağlamadı.» âyet-i kerîmesinin zahirine bakılırsa yerle gök başkasına ağlarlar. Binâenaleyh onların bu ağlayışı: Ölüye ağlamak, olur. Ölüye bundan dolayı bü'icmâ azâb yoktur. Yezid-i Rakaasî'nin Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) 'den rivâyet ettiği bir hadisi İbn Merdûye tefsirini dercet-mişdir. O hadiste Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) «Hiç bir mü'mîn yoktur ki, gök yüzünde onun için iki kapı bulunmasın. Bu kapıların birinden rızkı çıkar, diğerinden de sözü ve ameli girer. O mü'min öldüğü vakit bu kapılar onu arar ve ona ağlarlar.» buyurmuş ve «Onların üzerine yer ve gök ağlamadı.» âyet-i kerimesini okudu.» denilmektedir. Ölüden ağlama tasavvur olunabilir. Bu bâbde Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) 'den şu hadîs rivâyet olunmuştur. «Biriniz ağladığı vakit, ona arkadaşçağzı da ağlar.» Bu hadîsdeki «arkadaşçağız»dan murâd: Ölen kimsedir. «Hay» kelimesinden murâd: Kabile'dir. Bu takdirde ölünün azabına sebep, kabilesinin ona ağlaması olur. 3- Bu hadis lerin bâzı rivâyetlerinde ölünün ailesi ağladığı için, başka rivâyetlerinde arkasından niyâha yani bağırıp çağırarak; ölenin meziyetleri sayıldığı için azâb göreceği bildirilmektedir. Tabiî ki birinci rivâyet umûmi, ikincisi ise yalnız nihâhaya mahsûsdur. Burada mutlak, mukayyede hamlolumır. Binâenaleyh ağlamak mutlak olarak zikredildiği yerlerde feryâd-ü figânla ağlamaya hamlolunur. Bu husûsda icmâ-ı ulemâ vardır. Mücerred gözyaşı, azaba sebep değildir. Bu hadîslerden, umûmî surette ağlamak kastedilmediğine bir delil de: «Ölen kimse ailesinden bazılarının ağlaması yüzünden azâb görür.» hadîsidir. Bu hadîsde azaba sebep: bâzı ağlamalar, olduğu bildirilmiştir. Hadislerin aralarını bulmak için buradaki bâzı ağlayış kaydı bağıra çağıra ağlamaya hamledilmiştir. Hadisin râvileri olan Ömerü'bnü'l-Hattâb ile oğlu'nun Huzûr-u Nebevî'de ağlamaları da her ağlayışın azaba sebep olmadığına delildir. 4- Hazret-i Âişe , Ömer ile oğlu Abdullah (radıyallahü anhümâ) 'yı hatâya nisbet etmiş, onların yanıldıklarını söylemiştir. Âişe (radıyallahü anha) ’nın rivâyetlerinden ne murâd edildiği ulema arasında ihtilaflıdır. Hallâbi'ye göre mânâ Âişe (radıyallahü anha) 'nın kanaat getirdiği şekildedir. Zira, Hazret-i Âişe azâb mes'elesinin bir Yahûdi hakkında olduğunu rivâyet etmiştir. Tefsir edilen haber mücmel bırakılan haberden evlâdır. İbn Ömer (radıyallahü anh) ’ın rivâyet ettiği hadisler dahi âyet-i kerîmeye muhalefet etmeksizin sahih olabilir. Çünkü araplar öldükten sonra kendilerine bağıra çağıra mersiyeler okunmasını vasiyet ederlerdi. Hattâbi diyor ki: «Bir rivâyet sabit oldumu, o rivâyeti zan ile çürütmeye imkân yoktur. Buradaki hadîsi hem Ömer hem de oğlu rivâyet etmişlerdir. Âişe 'nin rivâyet ettiği hadisde onların rivâyetlerini hükümsüz bırakacak bir şey yoktur. Her iki tarafın rivâyet ettiği hadislerin sahih olmaları caizdir. Aralarında münâfaat yoktur. Ölünün azâb olması, sağlığında iken kendisine yas tutulmasını ve mersiye okunmasını vasiyet ettiği zaman lâzım gelir...» Ağlamakla ölünün azâb görmesi hususunda ulemadan nakledilen kavillerin mühim olanlarını az yukarıda görmüştük... şimdi hadîslerin izaha muhtaç görülen yerlerine dönelim: İbn Abbâs (radıyallahü anh) ’ın bir zâtm delâleti ile cenaze yerine gelmesi âmâ olduğuna işarettir. Hakîkaten ömrünün sonlarına doğru gözleri görmez olmuştu. Gerek İbn Abbâs gerekse İbn Ömer ashâb-ı kirâm’ın büyüklerinden olup, «Abâdüe-i Erbaa» denilen dört Abdullah' dan ma'dûtturlar. Hazret-i Abdullah b. Ebî Müleyke'nin onlar derecesinde olmadığı hâlde aralarına oturması bir özürden dolayıdır. Yoksa özürsüz kendinden her cihetçe üstün olan iki zâtm arasına oturmak âdaba muhaliftir. Abullah İbn Ömer'in rivâyetini mürsel bırakmasından murâd: Ölen kimsenin, dirilerin ağlaması yüzünden azâb göreceğini mutlak olarak nakletmesi Hazret-i Âişe 'nin rivâyeti gibi Yahûdi cenazesi olmakla kayıtlamaması, diğer rivâyetlerde olduğu gibi vasiyet veya ailesinden bâzüarınm ağlamasını zikretmemesidir. Beydâ': Hakîkatta «çöl», mânâsına gelirse de, burada ondan murâd: Mekke ile Medine arasında bir yerdir. Bu rivâyetlerde ismi geçen Suheyb (radıyallahü anh) - Su-heyb-i Rûmi diye şöhret bulan Suheyb b. Sinan'dır. Küçüklüğünde Roma'hlann eline esir düştüğü için ana dilini unutmuş, sonradan tekrar öğrenmişse de doğru dürüst ve hatasız konuşa-mamıştır. Abdullah b. Cüd'an, kendisini Romalılardan satın alarak azâd etmiştir. Bundan sonra Hazret-i Suhayb müslüman olmuştur. Kendisi Mekke müşriklerinden ezâ cefâ çeken ilk müslümanlardandır. Rivâyetlerin mecmu'undan anlaşıldığına göre Hazret-i Ömer Hacc'dan döner dönmez vurulmuştur. Hazret-i Âişe 'nin «Güldüren de ağlatan da Allah'tır.» demesi: İbn Ömer'in rivâyet ettiği hadîsi kabul etmediğinin delilidir. Çünkü insanın gülmesi, ağlaması, keder ve sevinci Allah'tandır. İnsanın bunlarda hiç bir dahl-ü te'sîri yoktur. Şu hâlde bunlardan dolayı ölü değil; diri bile muâhaze olunamaz, demek istemiştir. Bir rivâyette bu sözü İbn Abbâs söylemiştir. Hazret-i Âişe (radıyallahü anha) nin bir rivâyette: «Allah Ebü Abdirrahmân'a rahmet eylesin.», diğer bir rivâyette «Allah Ömer'e rahmet eylesin.» demesi: Edep, terbiye ve nezâket icâbıdır. Ebû Abdirrahmân: Hazret-i İbn Ömer'in künyesidir. Âişe (radıyallahü anha) onlar hakkındaki bu sözleriyle kendilerini hatâya nisbet etmekden doğacak hoşnutsuzluğu gidermek için bir vâsıta yapmıştır. Râvl İbn Ebi Müleyke: «Vallahi İbn Ömer -hiç bir şey demedi.» sözüyle ihtimâl Hazret-i Âişe 'yi haklı gördüğünü anlatmak istemiştir. Fakat ulemânın bu sükût hakkındaki kavilleri öyle değildir, İbn Münir: «İbn Ömer (radıyallahü anh) 'ın susması, Âişe 'nin sözünü kabul ettiğine delil olamaz. Belki de münâkaşadan kaçınmıştır.» diyor Kurtubî de: «İbn Ömer bu hedîsi merfü olarak rivâyet ettikten sonra burada susması: kendine ânz olan bir şüpheden dolayı değildir. Lâkin hadisin ona göre te'vîle ihtimâli vardır. O anda hadisi hamledecek bir te'vil yolu bulamamıştır. Yahut o meclisin münâkaşaya tahammülü yoktur...» demiştir. Hazret-i Âişe 'nin son rivâyetlerinden birinde «İbn Ömer hatâ etmiş.» diyerek yaptığı tashihler meyânında onun hadisdeki «bilirler» kelimesinin yerine «işitirler» dediğini gösteren rivâyeti okumuş sonra hadîsde zikri geçen âyetleri okuyarak, onlardaki ölüye laf işittirme sözünü hakikate hamletmiştir. Hâlbuki bir çok rnüfes-sirlerle diğer ulemâya göre bu âyetlerdeki ölülerden murâd: Kâfirlerdir. Kâfirler işittiklerinden istifâde edememe hususunda öldükten sonra hiç bir şeyden istifâde edemeyen cesetlere benzetilmiştir. Bu takdirde bu âyetlerde Hazret-i Âişe 'ye delil yoktur. Kalib: Bedir gazasında Küffâr cesetlerinin atıldığı kuyudur. Bazıları bunu: «Taşlan işlenmemiş eski bir kuyu» diye tefsir etmişlerdir. Bedir müşriklerine Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) ’in bir şeyler söylediğini ifâde için: «Onlara ne söylediyse söyledi.» denilmiştir. Bundan murâd: «Size vaad olunanın hak olduğunu anladınız mı?» buyurmuş olmasıdır. Hazret-i Ömer'in Suheyb (radıyallahü anh) ’ı «Bilmez misin?» yahut «Duymadın mı?» diyerek azâb hadisini hatırlatmasını, Hazret-i Süheyb'in bu hadisi evvelce Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) 'den bizzat işittiğine delildir. Herhalde -sonradan onu unutmuş olacaktır. Bazıları: «Hazret-i Ömer'in Suheyb'in ağlamasına karşı itirazda bulunması: sesle ağladığı içindir. Ömer (radıyallahü anh) bundan, öldükten sonra da ayni şekilde yahut daha fazla feryâd ederek ağlayacağı mânâsını çıkarmıştır. Hemen itirazda bulunması bundandır.» derler. Aynî ölene mersiye okumanın memnûiyeti Bâbında onbeş sahâbîden hadîs rivâyet olunduğunu «Et-Tevhîd» nâm eserden nakletmiştir. Hadis rivâyet eden ashâb-ı kirâm: İbn Mes'ûd, Ebû Mûsâ, Ma'kil b. Mukarrin, Ebû Mâlik'i Eş'arî, Ebû Hüreyre, İbn Abbâs, Muâviye, Ebû Said, Ebû Ümâme, Alî, Câbir, Kaysü'bnü Âsim, Cünâde-tü'bnü Mâlik, Ümmü Atiyye ve Ümmü Seleme (radıyallahü anhüm) hazerâtıdır. İbn Mes'ûd hadisini Buhârî , Müslim , Tirmizî , Nesâî ve İbn Mâce tahric etmişlerdir. Ebû Mûsâ hadîsini Buhârî tahric etmiştir. Ma'kil b. Mukarrin hadisi sahih senedle «Süneni Kebir»de rivâyet etti olunmuştur. Ebû Mâlik-i Eş'arî hadîsini Müslim rivâyet etmiştir. Bu hadîsde Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) : «Ümmetimde câhiliyet umurundan kalma dört şey vardır ki, bunları terketmezler. (Bu dört şey) soy sopu İle iftihar etmek, neseplere taanda bulunmak, yıldızlardan yağmur beklemek ve nfyânadır...» buyurmuşlardır. Ebû Hüreyre hadîsini yalnız Tirmizî rivâyet etmiştir. Mânâ itibârı ile bu hadis dahi Ebû Mâlik hadisi gibidir. İbn Abbâs hadîsini İbn Merdûye «Tefsir» inde tahric etmiştir. Muâviye hadîsini İbn Mâce rivâyet eder. Ebü Saîd-i Hudri hadîsini Ebû Dâvûd tahrîc etmiştir. Bu hadis de Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) : «Yasçı kadına ve onu dinleyen kadına Allah lanet etsin.» buyurmuştur. Ebû Ümâme hadîsini İbn Mâce tahrîc etmiştir. Mezkûr hadîsde Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) : «Yüzünü tırmalayan, cebini yırtan, helâk ve azâb duasında bulunan kadınlara lanet olunmuştur.» buyurmaktadır. Hazret-i Ali hadîsi ile Câbir hadîsini İbn Ebî Şeybe «Mûsannaf » ında tahric etmiştir. Kaysü'bnü Âsim hadîsini Nesâî ; Cünâdetü'bnü Mâlik hadîsini Taberâni tahrîc etmişlerdir. Ümmü Atiyye hadîsini Buhârî , Müslim ve Nesâî ; Ümmü Seleme hadisini de İbn Mâce rivâyet etmişlerdir. Aynî bunlardan maada bu bâbda Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) Hazretlerine beyat eden bir kadınla Ömer, Enes, Amrû'bnü Avf, İbn Ömer, Imrânû'bnü Husayn, Abbâs b. Abdilmuttalib, Selman, Semura hazerâtı ile Ebû Mûsâ (radıyallahü anh) ’ın zevcesinden dahi hadîsler rivâyet edildiğini söylemiş ve bu hadislerin yerlerini göstermiştir. Şöyle ki: Beyat eden kadının hadîsini Ebü Dâvûd tahrîc etmiştir. Ömer (radıyallahü anh) hadîsini Buhârî , Müslim , Nesâî ve İbn Mâce rivâyet etmişlerdir. Enes hadisini Nesâî , Amrû'bnü Avf hadîsini Teberânî «El-Kebîr» nâm eserinde tahrîc etmiştir. İbn Ömer hadîsini Beyhaki rivâyet etmiştir. Imrânû'bnü Husayn hadisini Nesâî tahrîc etmiştir. Mezkûr hadisde: «Ölen kimse ailesinin ona yaptığı feryâd-ü figân yüzünden âzab görür.» buyurulmaktadır. Bu hadîsi dinleyen bir zât: «Acaba Horasan' da vefat eden bir adamın ailesi burada kendisine âh-u zâr etseler, o adam yine azâb görecek mi?» diye sormuş; Râvi, ona: « Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) doğru söylemiştir, sen İse yalan yaptın.» mukaabelesinde bulunmuştur. Abbâs b. Abdilmuttalib hadîsini Taberânî «El Kebîr» inde; Selmân hadîsini yine Taberânî tahrîc etmiştir. Semüra hadîsini Bezzâr rivâyet eder. Ebû Mûsa (radıyallahü anh) 'nın zevcesi hadisini Ebû Dâvûd rivâyet etmiştir. Bu kadının ismi «Ümmü Abdillâh» dır. İmâm Müslim bu bâbdaki hadîsleri kitabının sonuna der-cetmiştir.
Künye
KaynakSahîh-i Müslim
Kitap · BâbCenazeler (Cenâiz) · 9. bâb — Ölen Kimsenin, Ailesinin Ona Ağlaması Yüzünden Azab Olunması Bâbı
Hadis No2159
Râvi sayısı—
İlk râvi—
Sıhhat Değerlendirmesi
Sahîh (sağlam)Sahîh koleksiyonu
Müslim'in Sahîh'inde yer alan, sıhhati üzerinde ittifak edilen bir rivayet.
Araştırma
İsnadın coğrafi yolculuğu, varyant ağacı ve ortak halka bir arada.İsnad Silsilesi
Rivayetin Peygamber’e ulaşan râvi zinciri.
İsnad zinciri verisi bulunmuyor.
Diğer kaynaklardaki paralel rivayetler
Bu rivayetin veri tabanında eşleşen paraleli bulunmuyor.