Aşağıdaki izah hadisin parçası değildir; mütercimin ve şârihlerin notudur.
Bu hadîsi n isnadı hakkında Dârakutnî istidrâkde bulunmuş ve: «Hadîsi Vâsıl'dan yalnız İbn Ebcer rivâyet etmişdir. A'meş'in rivâyeti buna muhâlifdir. Hâlbuki A'meş, Ebû Vâil hadisini daha iyi bellemişdir. O, bu hadîsi Ebû Vâil'den, Ebû Vâil de Hazret-i İbn Mesûd'dan rivâyet etmişdir, demişse de, evvelce de gördüğünüz vecihle bu gibi istidrâklerin bir kıymeti yokdur. Çünkü İbn Ebcer mevsuk ve mütemed bir râvîdir. Mevsuk rivâyeti ise makbuldür. Hadîs-i şerif namazın hafif kılınmasını emreden meşhur hadîslere muhalif değildir. Zira Bâbımızın birinci hadîsinde Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) ’in gerek namazının, gerekse hutbesinin orta derecede olduklarını görmüştük. Buradaki namazın uzunluğundan murâd: Alelıtlak değil, hutbeye nisbetle namazın daha uzun olmasıdır. Yani hutbe esâs itibârı ile kısa olacak; ona nisbetle namaz, biraz daha uzun tutulmakla yine orta dereceyi bulacakdır. . «Muhakkak beyânın sihir olanı vardır.» cümlesi hakkında Kâdı îyâz iki te'vîl bulunduğunu söylemişdir. Birinci te'vîle göre bu cümleden murâd: Zemm'dir. Çünkü beyânın bâzısı kalpleri cezbeder. Ve adetâ sihirlemiş gibi onları istediği yere çekerek tıpkı sihir gibi günâha girmesine sebeb olur. Bundan dolayıdır ki İmâm Mâlik «El-Mu vatta'» da bu hadîsi mekruh sözler meyânında zikretmişdir. Bu hadîs hakkında onun mezhebi de budur. İkinci te'vîle göre, bu cümle medh ifâde eder. Çünkü Allahü teâlâ hazretleri kullarına beyânı öğretmiş olmakla imtinânda bulunmuş ve onu sihire benzetmişdir. Zîra sihire olduğu gibi beyâna da kalpler meyleder. Esâs itibârı ile sihir, sarfetmek yani değiştirmek, demekdir. Beyân da kalpleri değiştirerek davet ettiği tarafa çeker. Nevevî bu ikinci te'vîlin sahîh ve muhtar olduğunu söylemektedir.