Aşağıdaki izah hadisin parçası değildir; mütercimin ve şârihlerin notudur.
Bu hadîsi Buhârî «Kitâbü’l-Ezân» da; Ebû Dâvûd ve Nesâî dahi «Kitâbü's-Salât» da tahrîc etmişlerdir. İbn Mes'ûd (radıyallahü anh) Hazretlerinin kendisine suâl soran Hazret-i Mehîk'e: «Sen bütün Kur' ân'ı kelime kelime elden geçirdin de, anlamadığın yalnız bu mu kaldı?» diye sorması, onun bu suâli sormak-da samimî olmadığını anladığına hamledilir. Çünkü hakikati anlamak için sormuş olsa, buna cevap vermek îcâb ederdi. Hâlbuki İbn Mes'ûd (radıyallahü anh) ’ın söyledikleri, cevap değil; onu baştan savmağa yarayan sözlerdi. İbn Mes'ûd (radıyallahü anh) 'ın bu sözlerine karşı Hazret-i Nehik'in: «Hakîkatta ben uzun sûreleri bir rek'âtda okurum!» demesi, kendisinin câhilin biri olmadığını; Kur'ân-ı Kerîm'i mükemmel şekilde ezbere bildiğini anlatmak içindir. İbn Mes'ûd (radıyallahü anh) onun bu sözüne de: «Şiir geveler gibi geveleyerek mi?..» diye mukaabele etmişdir. Hezz: Son derece sür'âtle okumak ve kelimeleri sür'atle kesmekdir. Hazret-i İbn Mes'ûd'un bu suâli: îstifhâm-ı inkârîdir. Bundan sonraki sözleriyle dahi: Bâzı insanların Kur'ân okumakdan kazandıkları nasîp, yalnız çenelerinin yorulması olduğunu, zîra okudukları Kur'ân'ın boğazlarından aşağı geçmediğini; hâlbuki Kur'ân okumakdan matlûb bu olmadığını, Kur'ân’ın mutlaka kalplere yer ederek tedebbür suretiyle okunması gerektiğini anlatmak istemişdir. «Mufassal sûreler» den muradın ne olduğu ulemâ arasında ihtilaflıdır. Bunu yerinde görmüşdük. Nezâir: Nazîra'nın cem'idir. Bundan murâd: uzunlukda kısalıkta biribirine benziyen sûrelerdir. Bazıları: aded itibarıyla biribirine benzeyen sûreler olduğunu söylemişlerdir. Burada maksad: Biribirine yakm uzun-lukdaki sûrelerdir. Meselâ Duhân sûresi altmış, Amme sûresi kırk âyetdir. Bazıları: «Nezâir: Va'z, kıssa ve hikmet gibi mânâ hususunda biribirine benzeyen sûrelerdir. Âyet sayısında denklik aranmaz.» demişlerdir. Fakat bu söz itirazla karşılanmişdır. Zîra bu gibi yerlerde sûrelerin mânâca biribirlerine denk olmalarının hiç bir te'sîri yokdur. Burada murâd: Okunan mikdârda âyet ve sûrelerin biribirine denk olmasıdır. Zâten hadîsin bâzı rivâyetlerinde bu cihet tasrîh olunmuş; ve Rahman ile Necm sûreleri nezâire misâl gösterilmişdir. Bu sûreler mânâca değil; âyet mikdârı itibârı ile birbirlerine yakındır. Çünkü Rahman sûresi yetmiş iki; Necm sûresi de altmış iki âyetden müteşekkildir. Hadîsin muhtelif rivâyetlerinden anlaşılıyor ki, İbn Mes'ûd (radıyallahü anh) biribirine nazîr yirmi sûre saymışdır. Burada onlardan bahsedilmemişle de; Ebû Dâvûd 'un rivâyetinde tafsilâtı ile beyân edilmiş ve: «Lâkin Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) nezâirden iki sûreyi (yani) Rahman ile Necm sûrelerini bir rek'âtda, «îkterabet» ile «El-Haakkah» sûrelerini bir rek'âtda, «Zâriyât» ile «Tûr» sûrelerini bir rek'âtda, «Vakıa» ile «Nûn»u bir rek'âtda, «Se'ele» ile «Naziât» ı bir rek'âtda, «Mutaffifîn» ile «Abese» yi bir rek'âtda, « Müddessir» ile «Müzzemmil» i bir rek'âtda, Heletâ», ile « Lâıksimuyu bir rek'âtda, «Amme» ile «Mürselât» ı bir rek'âtda ve . «Tekvîr» ile «Duhân» sûrelerini bir rek'âtda okurdu.» denilmişdir. Hazret-i İbn Mes'ûd'un: «Şüphesiz ki namazın en faziletli rüknü: rükû' ile sücûddur.» sözü, kendi mezhebini beyândır. Yerinde de görüldüğü vecihle bu husûsda ulemânın ihtilâfı vardır. Hadîsin bir rivâyetinde İbn Mes'ûd (radıyallahü anh) ’in: « Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) onsekiz sûre murassalardan; iki sûre de Hâ-Mîmlerden okurdu.» dedikden sonra, diğer rivâyetinde: «Mufassal sûrelerden yirmi tanesini okurdu.» demiş olması, birbirine muarız değildir. Çünkü birinci rivâyetde muradı: «Okuduğu yirmi sûrenin ekserisi mufassal sûrelerden idi.» demekdir. Nevevî (631-676) diyor ki: «Ulemâ Kur'ân’ın evveli yedi uzun sûredir. Sonra yüzlükler gelir; demişlerdir. Yüzlüklerden murâd: Sûrenin yüz âyet ihtiva etmesidir. Ondan sonra mesânî, daha sonra mufassalların nereden bağlıyacağı hususundaki hilaf evvelce geçmışdi. Bazıları: bunların «Kıtal» sûresinden; diğer Bazıları: «Hucurât»dan, bir takımları da «Kaaf» dan başladığını söylemişlerdir. ÂI-i Hâ-Mîm'den murâd: «Hâ-Mîm» diye başlayan bir gurup sûrelerdir. Kâdi İyâz'ın beyânına göre bu sözden murâd; Bir tek Hâ-Mîm sûresi de olabilir. Bu takdirde «Al» kelimesi mukham yani ziyâdedir.