Aşağıdaki izah hadisin parçası değildir; mütercimin ve şârihlerin notudur.
Halifât: Gebelik müddeti yarıya varmayan develer: demekdir. Müfredi, hılfe'dir. Gebelik müddeti yarıya varanlara, ışâr derler; müfredi uşerâ'dır. Suffe: Mescid-i Nebevî'nin geri tarafında, ona bitişik Olarak yapılmış bir gölgelikdir. Buna lisânımızda da sofa yahut sundurma denir. Burası fakır muhacirlerin "barındıkları bir yerdi. Bu zevat islâmin misafirleri olup kendilerine ashâb-ı suffe denilirdi. Burada yatarlar, ibâdetle ve Kur'ân okumalak meşgul olurlardı. Geçimlerini tedârik için ormandan odun toplayıp satarlardı. Ekseriyetle vakitlerini Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) ’in huzurunda geçirirlerdi. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) Efendimizin tâyin buyurduğu muallimler, bu zevata Kur'ân-ı Ke-rîm öğretir; dînî bilgiler verirdi. Bu suretle yetiştirilen ashâb-ı suffe, yeni müslüman olan kabilelere Kur'ân muallimi olarak gönderilirlerdi. Bu sebeple kendilerine kurrâ denilirdi. Mescid-i Nebevî'nin sofasınada yüzlerce kurrâ bulunurdu. Hafız Ebû Nuaym «Hılyetü’l-Evîiyâ» adlı eserinde ashâb-ı sofadan yüzden fazlasının ismini saymadır. Bunlardan biri de Hazret-i Ebû Hüreyre'dir. Ebû Hüreyre (radıyallahü anh) Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) ’den hiç ayrılmaz, onun söylediklerini can kulağı ile dinler ve bellerdi. Hele Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) ’in duasına nail oldukdan sonra her işittiğini taşa yazar gibi beller ol-muşdu. Ashâb-ı kirâm içersinde en ziyâde hadîs rivâyet etmesi bundandır. Kendisine ta'riz yollu çok hadîs rivâyet ettiği insöyliyenlere şu cevâbı vermişdi: «Muhacir kardeşlerimiz çarşıdaki, pazardaki ticâretleri ile, ensâr kardeşlerimiz de bahçelerindeki, tarlalarındaki ziraatları ile ensâr kardeşlerimiz de bahçelerindeki, tarlalarındaki ziraatları ile meşgul olurlarken Ebû Hüreyre boğaz tokluğuna Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) ’in yanından ayrılmaz; bu suretle onların bulunmadıkları meclislerde hazır bulunur ve onların belleyemediklerini bellerdi.» Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) Ashâb-ı Suffe'nin maişetleri ile tâlim ve terbiyeleri ile pek yakından alâkadar olur; onları kendi ailesi efradından ileri tutardı. Ashâb-ı Kiram’ın zenginleri de gerek yiyecek gerekse giyecek hususunda ashâb-ı suffeyi görüp gözetirlerdi. Buthân: Medine'ye yakın bir yerin ismidir. Akîk’de Medîne'de bir vâdîdir. Hadisde hassaten bunların zikredilmesi Medîne'ye en yakını eve pazarı oralarda bulunduğundandır. Kevmâ': Büyük hörgüçlü deve, demekdir. Bu hadîsler, Kur'ân-ı Kerîm'i öğrenip, Öğretmeye teşvik etmektedirler. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) ashabını fânî dünyaya değil, bakî olan âhiret kazancına teşvik etmek istemiş: bunu onlara temsil yolu ile anlatmıştır. Yoksa bütün dünya Allahü teâlâ'nın bir âyetine veya bir âyetinin sevabına bedel olamaz.