Aşağıdaki izah hadisin parçası değildir; mütercimin ve şârihlerin notudur.
Hazret-i Hafsa hadîsini Buhârî «Ezan» ve «Namaz» bahislerinde; Tirmizî , Nesâî ve İbn Mâce dahi «Namaz» bahsinde muhtelif râvîlerden tahrîc etmişlerdir. Bu hadîsde cümlesi beş vecihle rivâyet olunmuşdur: 1- Buhârî 'deki rivâyetinde «Müezzin, sabah ezânmi okumak için dikildiği zaman.» denilmişdir. 2- Müslim 'in rivâyetinde, «Müezzin sustuğu vakiî...» deniliyor. 3- Bâzı rivâyetlerde 4- Diğer bâzı rivâyetlerde denilmişdir. Bunun mânâsı; « Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) i'tikâfâ girdiği vakit, müezzinin ezan okuması hâlinde iki rek'ât sünnet kılardı.» demekdir. Yani cümledeki (İzâ) ’nın cevâbı (Salla) cümlesidir. Ara yerdeki (Ezzene) cümlesi başına (Kad) takdir etmek sureti ile hâl olur. 5- Bâzı rivâyetlerde de, « Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) i'tikâfâ girdiği, müezzin de ezânr okuduğu vakit, iki rek'ât sünnet Hardı.» denilmişdir Ancak bu rivâyetlerden Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) 'in, sabahleyin sünnet kılması i'tikâf hâline mahsûsmuş zannedilmemelidir. Çünkü Hazret-i Hafsa'nın, Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) ’i sünnet kılarken görmesi, i'tikâf hâlinde olabilir. Fakat bundan: «O namazı i'tikâf'dan başka vakitlerde kılmazdı.» mânâsı çıkmaz. Hafsa (radıyallahü anha) hadîsi, sabah namazının, sünneti iki rek'ât kılınacağına, bu iki rek'âtm hafif tutulacağına, namazın fecir doğdukdan sonra -kılınacağına delâlet etmektedir. Âişe (radıyallahü anha) hadîsini Buhârî «Ezan» ve «Teheccüd» bahislerinde; Ebû Dâvûd ile Neşâî de «Namaz» bahsinde muhtelif râvîlerden tahrîc etmişlerdir. Hadisin bâzı rivâyetlerinde Âişe (radıyallahü anha) ’nın Fâtiha'ya «Ümmü'l-Kur'ân» yani Kur'ân'ın anası, diğer bâzı rivâyetlerde «Ümmü'l - Kitap» yani kitâb'ın anası, dediği görülüyor. Fatiha’ya, bu ismin verilmesi Kur'ân-ı Kerîm'in esâsını teşkil ettiği içindir. Zâten srapçada (Ümm) kelimesi: Asıl ve esâs mânâsına gelir. Filhakika Fatiha, Kur'ân-ı Kerim'in üç külli mânâsını ihtiva etmektedir. Bunlar: Mebde', ma'âş ve ma'âd'dır. Mebde': Allahü teâlâ'ya, senada bulunmak, Maaş: Ona ibâdet etmek; Ma'âd da: Cezadır. Kurtubi diyor ki: «Hazret-i Âişe 'nin (Ben, acaba bu iki rek'atda fâtihâ'yı okudumu; diyordum.) sözü onu okuyup okumadığında şüphe etmiş mânâsına gelmez. Bu sözden murâd şudur: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şâir zamanlarda nafile namazları uzun tutardı. Sabah namazının sünnetinde kısa kesince, sâir nafilelere nisbetle hiç okumamış gibi olmuşdur.» Ulemânın bu husûsdaki ihtilâfı bundan sonraki hadislerde görülecekdir. Sabah namazının, sünneti hakkında bâbımızdakilerden başka bir çok hadîsler vârid olmuşdur. Meselâ: Ebû Dâvûd 'un, Hazret-i Ebû Hüreyre'den rivâyet ettiği bir hadîsde Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) : «Sİzî, süvariler bile koğsa yine sabah namazının ilci rek'ât sünnetini bırakmayın!» buyurmuşdur. Yine Ebû Dâvûd 'un, Bilâl-i Habeşî (radıyallahü anh) 'dan rivâyet ettiği bir hadîsde: Bilâl, Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) 'e; «İyice sabahladın...» demiş; Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) : «Bundan daha fazla sabahlasam yine sabahın iki rek'ât sünnetini güzelce ve yerliyerînce kılardım.» mukabeledinde bulunmuşdur. Tirmizî 'nin, İbn Ömer (radıyallahü anh) 'dan rivâyet ettiği bir hadîsde Resûli Ekrem (sallallahü aleyhi ve sellem) : «Fecr doğdukdan sonra iki secdeden başka (nafile) namaz yokdur.» buyurmuşdur. Tirmizî , bunu «Fecr doğdukdan sonra, sabah namazının iki rek'ât sünnetinden başka nafile namaz kılınmaz.» şeklinde tefsir etmişdir. Daha başka hadîsler de vardır.