Aşağıdaki izah hadisin parçası değildir; mütercimin ve şârihlerin notudur.
Bu hadîsi bir parça lâfız değişikliği ile Buhârî ve Nesâî dâhi tahric etmişlerdir. Rivâyetlerin bazısında Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) ’in sözüne yemin ile başladığı görülüyor. Bundan maksad, sözü te'kid'dir. Mühim bir meselede yemin caizdir. «İman etmiş sayılmaz» ifadesinden murad: imansız kalır, demek değil, iman-ı kâmille iman etmiş olmaz demektir. Bu hadîsden muradın Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) uğurunda can vermek olduğu söylenir. İbn Battal Ebû'z-Zinâd'ın şunları söylediğini kaydeder: «Bu hadîs Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) ’e verilen cevami'u'l-keli'mdendir. Çünkü mahabbet üç kısımdır. 1- İclâl ve ta'zim mahabbeti. Evladın babayı sevmesi gibi 2 - Merhamet ve şefkat mahabbeti. Babanın evladını sevmesi gibi 3- Müşakele ve beğenme mahabbeti. İnsanların birbirini sevmesi gibi. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) bunların hepsini kendinde toplamıştı.» Kâdi Iyâz diyor ki: « Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) ’in sünnetine yardım etmek, şeriatını müdâfaada bulunmak ve onun zamanına yetiştirerek onun uğrunda malını, canını bezletmiş olmayı temenni etmek onu sevinekden maduddur. Bundan anlaşılır ki, imanın hakikati ancak bunlarla tamam olur; ve iman ne zaman Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) ’in kadru kıymetinin şeref ve mertebesinin her baba ve evladdan, her iyiden ve iyilik yapandan üstün olduğu hakikatine ererse ancak o zaman sahih olur. Buna inanmayıp başkasına i'tikad eden kimse mü'min değildir...» Ancak Mâlikilerden Ebul-Abbâs Ahmed el-Kurtubi Kâdi Iyâz ’ın bu sözlerine i'tiraz etmiş ve şunları söylemiştir: «Kâdı'nin sözünün zahiri, bu mahabbeti Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) 'i ta'zim ve tebcil i'tikadında bulunmaya hamlettiğini gösterir. Bu i'tikad'da bulunmayan bir kimsenin küfüründe şüphe yoksa da bu hadîsden murad, Peygamber imizin büyüklüğünü i'tikad değildir. Çünkü büyüklüğü i'tikad etmek ne mahabbet demektir; ne de mahabbeti istilzam eder. Çok defa insan bir şeyin büyüklüğünü över de onu sevmez. Şu halde kendinde bu sevgiyi bulamayanın İmâm kemâle ermemiş demektir. Halbuki sahih bir inançla iman eden herkes bu mahabbetten hâli değildir. Amr b. Âs (radıyallahü anh) «Benim için Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) ’den daha sevgili, benim gözümde ondan daha büyük bir kimse yoktu; ama ona olan ta'zimimden gözüm doya doya ona bakamıyordum.» demiştir, Ömer (radıyallahü anh) dahi bu hadîsi işitince: «Ya Resûlallah; Sen bana canımdan gayri her şeyden sevgilisin dedikde Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) : «Canından da ya Ömer!» buyurmuş; Ömer derhal: «Canımdan da.» demiş; Resul-i Zişan (sallallahü aleyhi ve sellem) : «Şimdi oldu yâ Ömer!» buyurmuşlardır. Bu mahabbet ise ta'zim i'tikadı değil, kalbin meylidir. Lâkin insanlar bu meyi hususunda bir birlerinden farklıdırlar...» Müslim sarihlerinden El-Übbî de şu mütaleada bulunmaktadır: «Eğer Kâdi Iyâz , Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) ’in kadrini yükseltmekden onun makam i'tibariyîe yüksekliğini kasdetti ise, dediği gibi buna i'tikadı olmayan bir kimse mü'min değildir. Yok sevgi hususunda yüksekliği murad etti ise «Mü'min değildir» sözünden anlaşılan ma'na kemâli nefyetmektir. (Yani Kâmil mü'min değildir demektir.) bünkü baba ve oğul sevgisi fıtridir. İnsandan ayrılmaz. Binaenaleyh bil-carz Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) 'i Babasından veya oğlundan çok sevmeyen biri bulunsa biz onun küfrüne kat'î hüküm veremeyiz.