Aşağıdaki izah hadisin parçası değildir; mütercimin ve şârihlerin notudur.
Bu hadîsi Buhârî «Kitâbü’l-Buyû'» da ve ondan başka kitabının yirmiye yakın muhtelif yerinde; Ebû Dâvûd , Tirmizî ve Nesâî de muhtelif râvîlerden, muhtelif lâfızlarla kimi muhtasar kimi mufassal olarak tahric etmişlerdir. Hadisin muhtelif rivâyetlerinden anlaşıldığına göre; «Hazret-i Câbir b. Abdillâh bir gazada Fahr-i Kâinat (sallallahü aleyhi ve sellem) Efendimizle beraber bulunmuş. Bir ara devesi topallayarak yürümez olmuş. Hattâ Hazret-i Câbir, onu bırakmayı bile düşünmüş. Derken Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) yetişmiş. Hazret-i Câbir'i o hâlde görünce: «Ne oldu sana yâ Câbir Neden böyle ordudan geri kaldın?» diye sormuş. Câbir (radıyallahü anh) «Devem kötürüm oldu Ya Resûlallah !» demiş. Bunun üzerine Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) : Câbir (radıyallahü anh) 'dan yanında sopa gibi bir şey olup olmadığım sormuş, o da elinde bulunan bir kamaş veya sopayı Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) ’e takdim etmiş. Efendimiz, bu sopayla deveye vurmuş ve duâ etmiş. Müteakiben deve öyle bir yürümüş ki, ömründe böyle yürüdüğü görülmemiş. Sonra Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) Hazret-i Câbir'e evlenip evlenmediğim; evlendiyse kız mı yoksa dul mu aldığını sormuş. Câbir (radıyallahü anh) dul bir kadınla evlendiğini söylemiş. Peygamber Efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) : «Neden kızla evlenmedin? Kızla evlenseydin biribirinizle şaka eder; gülüşürdünüz!» buyurmuşlar.- Câbir (radıyallahü anh) «Benim kız kardeşlerim var», bir rivâyette «Babam Abdullah vefat etti.» Yahut «Şehîd edildi de bana dokuz tane kız bıraktı. Ben, bunlara kendileri gibi bir kız getirmeyi doğru bulmadım. İstedim ki bir kadın getireyim de onlara baksın; üstlerini başlarını düzeltsin; terbiyelerini versin!» demiş. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) Hazret-i Câbir'e Medîne'ye vardığında akıllı davranmasını tavsiye etmiş.» Nevevî (631-676) : «Akıl'dan murâd, onu çocuk istemeye teşvîkdir.» diyor. Çünkü Hazret-i Câbir'in, o zamana kadar çocuğu yokmuş. «Sonra Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) Hazret-i Câbir'e o topal deveyi satıp satmayacağını sormuş. Satacağını anlayınca, kıymetini vererek onu Câbir (radıyallahü anh) 'dan satın almış. Yalnız teslimin Medine'de yapılacağına ittifak etmişler. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) Medine'ye Câbir (radıyallahü anh) dan önce gelmiş, ertesi gün Câbir de gelince mescidde buluşmuşlar. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) : «Şimdi mi geldin. Yâ Câbir?» diye sormuş. — Evet! cevâbını alınca: «öyle ise deveni b«rak da mescide gir; ve iki rek'ât namaz kıl!» buyurmuşlar. Câbir (radıyallahü anh) namazı kılmış. Müteakiben Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) Hazret-i Bilâl'e bir okiyye (yani kırk dirhem) altın tartmasını emir buyurmuş; Bilâl (radıyallahü anh) altını fazlasıyla tartmış. Câbir (radıyallahü anh) 'da paralan alarak evine doğru yollanmış. Fakat Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) arkasından adam göndererek, onu çağırtmış Câbir (radıyallahü anh) kendi kendine: — Şimdi oldu. Deveyi bana iade edecek!» demiş. Bu deveden son derece hoşlanmazmış. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) : «Al deveni! Parası da senin olsun!...» buyurmuşlar.» Deveye bedel olarak altın mı yoksa gümüş mü verdiği ihtilaflı bir mes'ele olduğu gibi mikdârı hususunda dahi bir çok ihtilâflar vardır.