Ana sayfa/Kitaplar/Müslim · Yolcu Namazı · 1810← ÖncekiSonraki →
Sahîh-i MüslimSahîh (sağlam)Sahîh-i Müslim, Yolcu Namazı (no. 1810)
وَحَدَّثَنَا شَيْبَانُ بْنُ فَرُّوخَ، حَدَّثَنَا مَهْدِيٌّ، - وَهُوَ ابْنُ مَيْمُونٍ - حَدَّثَنَا عِمْرَانُ، الْقَصِيرُ عَنْ قَيْسِ بْنِ سَعْدٍ، عَنْ طَاوُسٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم بِهَذَا الْحَدِيثِ وَاللَّفْظُ قَرِيبٌ مِنْ أَلْفَاظِهِمْ ‏.‏
Türkçe Çeviri
Bize, Şeybân b. Ferrûh rivâyet etti. (Dedi ki) : Bize, Mehdî (yani İbn Meymûn) rivâyet etti. (Dedi ki) : Bize, Imrânü'l-Kasîr, Kays b. Sa'd'dan, o da Tâvûs'dan, o da İbn Abbâs'dan, o da Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) 'den naklen bu hadîsi rivâyet etti. Lâfzı yukarkilerin lâfızlarına yakındır. Bu hadîsi Buhârî «Kitâbü't - Teheccüd», «Kitâbü'd-Deavât» ve «Kitâbü't-Tevhîd» de; Nesâî «Kitâbü's-Salât» ve «Kitâbü'n-Nüûd» da; İbn Mâce dahi «Kitâbü's-Salât» da muhtelif râvîlerden tahrîc etmişlerdir. Hadîsin zahirinden anlaşıldığına göre Fahr-i Âlem (sallallahü aleyhi ve sellem) Efendimiz, bu duayı namaza kalktığı vakit okurmuş. «Göklerle yerin nûr'u sensin!...» cümlesinin mânâsı: «Onları nûrlandıran yani göklerle yerin nûr'unu halk eden sensin.» demekdir. Ebû Ubeyd'e göre mânâ: Yer ve gök ehli senin nûr'unla hidâyet bulur; demekdir. Hattâbî (319-388) , Teâlâ Hazretlerinin nur ismini tefsir ederken: «Bu kelimenin mânâsı: Görmeyen, onun nûr'u ile görür; yolunu sapıtan, onun hidâyeti ile yol bulur; demekdir. Allah, semâvâtm nûr'udur: Tâbiri de bundan alınmadır. Yani göklerle yerin nûr'u da Allah'dandir; demekdir. Bu kelimenin nûr sahibi mânâsına gelmesi de muhtemeldir. Yalnız nûr Allah'ın zâtına sıfat olamaz. O, fiil sıfatıdır.» demişdir. Bir takım ulemâya göre «Göklerle yerin nuru...» cümlesinden mu-râd: onların güneşini, ay'mı ve yıldızlarını tedbîr edendir. Kayyim, kayyâm ve kayyûm kelimeleri, bir mânâya kullanılırlar. Bundan murâd mahlûkaatmı daimî sûretde tedbîr eyleyen, onlara kıvamını bulduran şey'i veren yahut kendi kendine kâim olup başkasını da ikaame eden, daha doğrusu varlığı kendinden olup, başkasını vâr edendir. Bazıları: «Kayyâm, mubaleğalı ism-i faildir; mahlûkaatm muhtaç olduğu her şey'i hazırlayan mânâsına gelir.» demişlerdir. Bir takımları da kayyim'in yaradan ve tutan, mânâsına geldiğini söylemişlerdir. Bunlara göre göklerle yerin kayyimi, onların yaradanı demekdir. Ulemânın beyânına göre Rabb’ın lûgatda üç mânâsı vardır. a) İtaat edilen ulu; b) Islah eden; c) Sahip ve Mâlik. Bazıları: «Eğer Rabb kelimesi itaat edilen büyük mânâsına gelirse, merbûbun yani o Rabb'a itaat edenin akıllılardan olması şarttır.» derler. Hattâbî : «Seyyidü'l- Cibâl denilemez.» sözü ile buna işaret etmişdir. Fakat Kâdi İyâz buna itiraz etmiş ve: «Bu şart, fâsiddir. Bilâkis her şey Allahü teâlâ'ya mutî'dir...» demişdir. Yine ulemânın beyânına göre Allahü teâlâ’nın isimlerinden biri olan Hakk'ın mânâsı, mevcudiyeti muhakkak; demekdir. Vücûdu tehakkuk eden her şey Hak'dır. «Hakka» kelimesi dahi Hak'dan alınmışdır. Ve: hiç şüphesiz olacak; mânâsına gelir. Bu fadîsdeki Hak'ların hepsi bu mânâyadır. Yani: «Senin va'din, sözün, sana kavuşmak, cennet, cehennem ve kıyâmet mutlaka tehakkuk edecekdir; bunların olacağında asla şüphe yokdur» demekdir. Bazıları bunu: «Senin haberin hak ve doğrudur.» mânâsına almış, bir takımları: «Hak'dan murâd, hak sahibi demekdir.» mutâleasında bulunmuşlardır. Hak'dan murâd, onu yerine getirendir.» diyenler de vardır. «Sana kavuşmak hakdır.» cümlesinden murâd, öldükden sonra diril-mekdir. «Yâ Rabb! Sana teslim oldum...» cümlesinden murâd, emir ve nehiylerine râm oldum; ne buyurursan onu yapmağa hazırım; demekdir. Yalnız sana rücû ettim»: Sana itaat ettim, senin ibâdetine yöneldim; demekdir. Bazıları bundan murâd, Her tedbirimde sana rücû ettim yani umurumu sana havale ettim; demekdir... derler. «Seninle muhâsama ettim» bana verdiğin kuvvet ve delillerle, sana küfür edenlere karşı muhâsama ettim ve onları hüccetle, kılınçla mağlûp ettim; demekdir. «Düşmanınla aramızdaki muhâsamada senin hakemliğine müracaat ettim»: Yani hakkı inkâr edenlere karşı yalnız senî hakem tanıdım; Küffâr'ın yaptıkları gibi putları, kâhinleri, ateşi, şeytanı vb. yi değil, ben ancak senin hükmüne razı olurum; senden başka hiç bir kimsenin hükmüne i'timâd edemem; demekdir. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) Efendimizin bütün mütesavver günahları affedilmiş olduğu hâlde bu hadîsin sonunda yine: «Allah'ım benim gelmiş geçmiş bütün günahlarımı affet...» demesi, iki vecihden dolayıdır. Bunlardan biri tevazu göstermek ve Allahü teâlâ'ya ta'zîmde bulunmak içindir. Diğeri duâ hususunda kendisine tabî olmaları için ümmetine tâ'lİmdir. Müfessirlerin beyânına göre Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) hakkında gufran, geçmiş ve gelecek bütün fiillerine şâmildir. «Gizli ve aşikâr bütün yaptıklarımı affet.» cümlesinden murâd, gönülden geçen ve dilin söylediği şeyler olabilir. Kirmanı: «Bu hadîs cevâmiû'l-Kelim'dendir.» demişdir. (Cevâmiû'l - Kelim: Az sözle çok mânâ ifâde eden hadîslerdir. Bir hadîsde beyân edildiği vecihle bu şekilde ifâde yalnız Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) Efendimize verilen hasâistandır.)
Çeviri kaynağı: islamilimleri.com
Etiketler:Namazİbadet
Künye
KaynakSahîh-i Müslim
Kitap · BâbYolcu Namazı · Yolcu Namazı
Hadis No1810
Râvi sayısı
İlk râvi
Sıhhat Değerlendirmesi
Sahîh (sağlam)Sahîh koleksiyonu

Müslim'in Sahîh'inde yer alan, sıhhati üzerinde ittifak edilen bir rivayet.

Araştırma

İsnadın coğrafi yolculuğu, varyant ağacı ve ortak halka bir arada.

İsnad Silsilesi

Rivayetin Peygamber’e ulaşan râvi zinciri.

İsnad zinciri verisi bulunmuyor.

Diğer kaynaklardaki paralel rivayetler

Bu rivayetin veri tabanında eşleşen paraleli bulunmuyor.
AnaAraKitapRâviKonuOlayKabile