وَحَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا وَهْبُ بْنُ جَرِيرٍ، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، بِهَذَا الإِسْنَادِ . نَحْوَهُ غَيْرَ أَنَّهُ قَالَ فَقَامَ مَعَهَا رَجُلٌ مِنَّا مَا كُنَّا نَأْبِنُهُ بِرُقْيَةٍ .
Türkçe Çeviri
Bana Muhammedi b. Müsennâ da rivâyet etti. (Dedi ki) : Bize Vehb b. Cerîr rivâyet etti, (Dedi ki) : Bize Hisam bu isnadla bu hadîsin benzerini rivâyet etti. Yalnız o Şöyle deditir: «Bunun üzerine kadınla beraber bizden bir adam kalktı, biz onun rukyeci olduğunu sanmıyorduk.» Bu hadîsi Buhârî «İcâre» ve «Tıb» bahislerinde; Ebû Dâvud ile Tirmizî «Tıb'da, Nesâî «Tıb» ile «Kitâbü’l-Yevm ve'l-Leyle»'de; İbn Mâce «Kitâbü't-Ticârâtı»'da muhtelif râvilerden tahrîc etmişlerdir. Hadîsin muhtelif rivâyetlerinden anlaşıldığına göre Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) Hazret-i Ebû Saîd-i Hudrî'nin kumandasında otuz kişilik bir süvari seriyyesi göndermiş. Bunlar Arab kabilelerinden birine misafir olmak istemişler. Fakat kabul edilmemişler. Meğer o kabilenin reisini zehirli bir hayvan sokup dururmuş. Kurtarmak için her çâreye baş vurmuşlar. Fakat muvaffak olamamışlar. Nihayet bu se-riyyeye gelecek hallerini arzetmişler. İçlerinden biri kalkarak reisin üzerine üç veya yedi Fâtihâ okumuş ve reis derhal iyileşmiş. A'meş'in beyânına göre rukyeyi yapan zât râvi Ebû Said-i Hudri'nin kendisidir. O Fâtihâ'yı bitirince kabile reisi ipden boşanmış gibi rahatlayarak yürümüştür. Mükâfat olarak Hazret-i Ebû Saîd'e bir sürü koyun verilmişse de, o bunları hemen kabul etmemiş, Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) 'e müracaat ederek, onun iznini aldıktan sonra kabule yanaşmıştır. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) bu hâdiseye gülmüş ve ashabını taltif için koyunlardan kendisine de bir hisse ayrılmasını istemiştir. Katı': Koyun, keçi ve deve sürüsü, demektir. Lügat ulemâsının beyânına göre ekseriyetle sayılan on ile kırk arasında olan sürüye denir. Bazıları âdetçe onbeşle yirmibeş arasında bulunan sürüye kati' denildiğini söylemişlerdir. Burada ondan murad otuz koyundur. Nitekim rivâyetlerin birinde beyân edilmiştir. Kabile halkı yaralı reisleri için selîm demişlerdir, Selim, kurtulan, demektir. Halbuki bu kelime ile burada kurtulan değil, zehirli bir mahlûk tarafından yeni ışınlan kimse kasdedilmiştir.' Ulemâ bunun selâmetini dilemek için tefaulen söylendiğini bildirmişlerdir. Bu kelimeden «Başına gelene teslim olan» mânâsı kastedildiğini söyleyenler de vardır.
Çeviri kaynağı: islamilimleri.com