Sahîh-i MüslimSahîh (sağlam)Sahîh-i Müslim, Hac (no. 3329)
وَحَدَّثَنِي عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عُمَرَ الْقَوَارِيرِيُّ، وَمُحَمَّدُ بْنُ أَبِي بَكْرٍ الْمُقَدَّمِيُّ، قَالاَ حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ مَهْدِيٍّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنِ الأَعْمَشِ، بِهَذَا الإِسْنَادِ نَحْوَ حَدِيثِ ابْنِ مُسْهِرٍ وَوَكِيعٍ إِلاَّ قَوْلَهُ " مَنْ تَوَلَّى غَيْرَ مَوَالِيهِ " وَذِكْرَ اللَّعْنَةِ لَهُ .
Türkçe Çeviri
Bana Abdullah b. Ömer El-Kavârîrî ile Muhammed b. Ebî Bekr El-Mukaddemî rivâyet ettiler. (Dediler ki) : Bize Abdurrahman b. Mehdi rivâyet etti. (Dedi ki) : Bize Süfyân, A'meş'den btı isnadla İbn Müshir ve Vekî'in hadîsi gibi rivâyette bulundu. Yalnız: «Herhangi âzadlı bir köle sahiplerinden başkasını kendine velî yaparsa» İfadesiyle, ona lanet müstesna. Bu hadîsi Buhârî ile Nesâî «Hacc» bahsinde tahrîc etmişlerdir. Hadîsin muhtelif rivâyetleri vardır. Bunların mecmuundan anlaşılıyor ki, Hazret-i Alî'ye: « Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) umum müslümanlara bildirmeği bir şeyi sana vasiyyet etti mi?» diye soranlar olmuş. Alî (radıyallahü anh) : — Hayır! Müslümanlardan ayrı olarak hassaten bana hiç bir şey bildirmedi. Yalnız ondan işittiğim bâzı şeyler vardır ki, onlar da kılıcımın kılıfındaki sahîfededir; cevâbını vermiş. Göstermesi ısrar edilince sahîfeyi çıkarmış. Bir rivâyete göre Hazret-i Âlî'ye bir adam gelerek: « Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) sana ne gibi sırlar bildirdi?» diye sormuş. Alî (radıyallahü anh) buna kızmış; ve: — Bana başkalarsın dan gizlediği hiç bir sır söylemezdi; yalnız bana dört şey söyledi ki, onlar da kılıcımın kılıfındaki sahîfededir; diyerek sahîfeyi çıkarmış. Sahîfede neler bulunduğu dahi muhtelif şekillerde rivâyet olunmuştur- İmâm Ahmed 'in rivâyetinde bu sahîfede şu sözler varmış: «Mü'minlerim kanları birbirlerine müsavidir. Zimmetleri için en aşağı mertebede olanları bile kefildir. Onlar başkalarına karşı bir el gibidirler. Dikkat edin! Bir kâfire bedel hiç bir mü'min Öldürülmez. Ahdu emân sahibi dahi (kendisine verilen) emân devresinde katledilemez.» Mezkûr sahîfede Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) 'in şu sözleri de varmış: «İbrâhîm (Mekke'yi) harem kılmıştır. Ben de Medînenin iki taşlığı arasını harem kılıyorum. Onun her yeri yasaktır. Otu koparılmaz, avı ürkütülmez, kayıbı yerden alınmaz, ondan ağaç kesilmez. Ancak bir kimse devesini otlatabilir. Orada harb için silâh taşınmaz...» Hadîsin geri kalan kısmı kitabımızdaki gibidir. Bir rivâyette sa-hifede şu cümleler de bulunmaktadır: «Allah'dan başkasının adı ile hayvan kesene Allah lânet etsin! Yolun alâmetini çalana Allah lanet etsin! Babasına fâneî okuyana Allah lanet etsin! Günah işleyeni barındırana Allah lanet etsin!» Aynî bu muhtelif rivâyetlerin hepsinin o sahîfede yazılı bulunduğunu, yalnız râvîlerden her biri bir kısmını rivâyet etmiş olduğunu söylemiştir. Ayr ile Sevr, Medine civarında bulunan iki dağdır. Ayr , Medine'nin cenubunda ve takriben iki saatlik mesafededir. Buna Âir de denilir; ulu bir dağdır. Sevr ise Uhud'un şimalinde kızıl renkte küçük bir dağdır. Şimal ve Cenûb taraflarından haremi Medine'nin sınırları bunlardır. Kâdî Iyâz ’ın beyânına göre Buhârî 'nin ekseri râvîleri Ayr 1 zikretmiş; Sevr'e gelince: Bazıları ona kinaye lâfzîle işaret etmiş; bir takımları da yerini açık bırakmışlardır. Mus'ab-ı Zübeyrî ile Ebû Ubeyd, Medine’de Ayr ve Sevr nâmında iki dağ bulunduğunu kabul etmeyerek müttefekun aleyh bir hadîse muhalefet gafletinde bulunmuşlardır. Bunlardan Mus'ab, Ayr’ın Mekke'de olduğunu söylemiş; Ebû Ubeyd ise: «Ayr'dan Sevr'e kadar, rivâyeti Iraklılar'a âiddir. Medîn eliler kendi beldelerinde Sevr de-niden bir dağ bilmezler; Sevr, Mekke'dedir.» iddiasında bulunmuştur. Bu sebeple haklarında şiddetli sözler söylenmiştir. Garîbtir ki, büyük müelliflerden İbn Esîr (-606) ile Yakutu Hamevî (- 626) de bu hususta tedkîkaata lüzum görmeden onlara tâbi' olmuşlardır. Halbuki bu dağların Medîne'de bulunduğu sabit bir hakikattir. Mekke'de Sevr isminde bir dağın bulunması Medîne'de de aynı ismi taşıyan bir dağ bulunmasına mâni' değildir. Kâdî Iyâz : «Medine'de Ayr nâmında bir dağ bulunduğunu inkârın mânâsı yoktur; çünkü bu dağ ma'rûftur.» diyor. Bu bâbta Muhibb-i Taberî (- 694) dahi şunları söylemiştir: «Bana mu'temed bir âlim olan Ebû Muhammei Abdüsselâmı Basrî haber verdi ki Uhud'un hizasında ve solundan pir az arkaya kalan küçük bir dağ varmış; buna Sevr derlermiş Ebû Muhammed bunu o yerleri ve dağlarını bilen birçok Arap kabilelerine tekrar tekrar sormuş. Hepsi bu dağın Sevr adını taşıdığını söylemişler. Ebû Muhammed: — Bu suretle anladık ki, hadîsde zikri geçen Sevr doğrudur. Bâzı büyük âlimlerin onu bilmemesi, meşhur olmadığı, onlar da araştırma yapmadıkları içindir; dedi.» Bu husûsda daha başka sözler de söylenmiştir. «Müslümanların zimmetinden murâd: Gayr-i müslimlere verdikleri emân ve emniyettir. Bir müslüman bir kâfiri koruyacağına dair söz verdi mi artık başkalarının da ona dokunması har olur. Çünkü müslümanlar-da zimmet birdir. Ona büyük-küçük, erkeli-kadın herkesin riâyet etmesi gerekir. Emân vermenin bâzı şartları vardır; bunlar fıkıh kitaplarında görülebilir.
Çeviri kaynağı: islamilimleri.com
Künye
KaynakSahîh-i Müslim
Kitap · BâbHac · Hac
Hadis No3329
Râvi sayısı—
İlk râvi—
Sıhhat Değerlendirmesi
Sahîh (sağlam)Sahîh koleksiyonu
Müslim'in Sahîh'inde yer alan, sıhhati üzerinde ittifak edilen bir rivayet.
Araştırma
İsnadın coğrafi yolculuğu, varyant ağacı ve ortak halka bir arada.İsnad Silsilesi
Rivayetin Peygamber’e ulaşan râvi zinciri.
İsnad zinciri verisi bulunmuyor.
Diğer kaynaklardaki paralel rivayetler
Bu rivayetin veri tabanında eşleşen paraleli bulunmuyor.