Ana sayfa/Kitaplar/Müslim · Hac · 2950← ÖncekiSonraki →
Sahîh-i MüslimSahîh (sağlam)Sahîh-i Müslim, Hac (no. 2950)
وَحَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ حَفْصِ بْنِ غِيَاثٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا جَعْفَرُ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنِي أَبِي، قَالَ أَتَيْتُ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ فَسَأَلْتُهُ عَنْ حَجَّةِ، رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَسَاقَ الْحَدِيثَ بِنَحْوِ حَدِيثِ حَاتِمِ بْنِ إِسْمَاعِيلَ وَزَادَ فِي الْحَدِيثِ وَكَانَتِ الْعَرَبُ يَدْفَعُ بِهِمْ أَبُو سَيَّارَةَ عَلَى حِمَارٍ عُرْىٍ فَلَمَّا أَجَازَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِنَ الْمُزْدَلِفَةِ بِالْمَشْعَرِ الْحَرَامِ ‏.‏ لَمْ تَشُكَّ قُرَيْشٌ أَنَّهُ سَيَقْتَصِرُ عَلَيْهِ وَيَكُونُ مَنْزِلُهُ ثَمَّ فَأَجَازَ وَلَمْ يَعْرِضْ لَهُ حَتَّى أَتَى عَرَفَاتٍ فَنَزَلَ ‏.‏
Türkçe Çeviri
Bize Ömer b. Hafs b. Gıyâs rivâyet etti. (Dedi ki) : Bize babam rivâyet etti. (Dedi ki) : Bize Ca'fer b. Muhammed rivâyet etti. (Dedi ki) : Bana babam rivâyet etti. (Dedi ki) : «Câbir b. Abdillâh'a giderek Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) ’in haccını sordum...» Râvî, hadisi Hatim b. İsmail'in hadisi gibi rivâyet etmiş, şunu da ziyâde eylemiştir: «Câhiliyet devrinde Arapları Ebû Seyyare çıplak bir merkep üzerinde sevk ederdi. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) Müzdelife'den Meşar'i Harâm'a geçince Kureyş orada kalacağında ve menzilinin orası olacağında şüphe etmediler. Hâlbuki Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) oraya sapmadan geçti. Taa Arafat'a vardığı vakit hayvanından indi.» Bu hadîsi Ebû Dâvûd , Müslim gibi rivâyet etmiş; Buhârî rivâyet etmemiştir. Hadîsin bâzı cümlelerini izah edelim: Hazret-i Câbir'in, Muhammed b. Alî'ye husûsî bir muamele yaparak düğmelerini çözmesi, ona iltifat içindir. Çünkü nefş-i ha-dîsde de beyân edildiği vecîhle Muhammed b. Alî küçüktü. Aynî muameleyi büyüklere yaparak elini onların elbisesine sokmak doğru değildi. . Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) 'in Hazret-i Esma'ya: «Kuşak sarın!» buyurmasından murâd: Beline kuşak gibi bir şey dolayarak, kan gelen yerin üzerine genişçe bir bez koyduktan sonra bezin iki ucunu ön ve arka taraflarından o kuşağa bağlamaktır. Buna husûsî tabiriyle istisfâr derler. Kasvâ: Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) 'in devesidir. Esâs itibariyle bu kelime: genişliğine kulağı kesilmiş, mânâsına gelir. Hadîsin diğer rivâyetlerinde bunun yerine «Harmâ'»; diğer bâzılarında «Adbâ»; bir rivâyette «Muhadrame» denilmiştir. Harmâ: Kulağı yirilmiş; Adbâ: Kulağının dörtte birinden fazlası kesilmiş; Muhadrame: Kulakları kesilmiş, mânâlarına gelir. Tabiîn'den Muhammed b. îbrâhîm Et-Teymî ile diğer bâzılarına göre: Adbâ'; kasvâ' ve ced'â: Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) Efendimizin devesinin ismidir. Fakat bâzı rivâyetlerden anlaşıldığına göre Kasvâ' ile Adbâ': ayrı ayrı iki devenin ismidirler.: Rüknü istilâmdan murâd: Hacer-i Es'ved'i tekbir ve teh-lîl ile öpmek yahut buna imkân yoksa eliyle veya sopa gibi bir şeyle dokunarak, dokunduğu şey'i öpmektir. İstilâm kelimesi: Seleamdan alınmadır. Binâenaleyh lügat itibariyle istilâm: Hacer-i Esved'i selâmlamak mânâsına gelir. Hamel: Sık sık adım atmak suretiyle hızlı yürümektir. Safa ile Merve: Kabe civarında bulunan iki küçük dağdır. «Sa'y» denilen hacc ibâdeti bunların arasında yapılır. Safa'dan başlayarak Merve'ye gitmek bir sayılmak şartıyla bu iki dağın arasında yedi defa gidip gelmeye sa'y derler. Nemire: Arafat civarında bir yerdir; Arafat'dan sayılmaz. Meş'ar-i Haram: Müzdelife denilen yerde bulunan bir dağdır. Ulemâdan bâzılarına göre Müzdelife'nin her yeri meş'ar-i haramdır. Câhiliyet devrinde Araplar hacc esnasında Müzdelife'-ye iner, orada vakfe yaparlarmış. Vakfe: İbadet yapmak için durmaktır. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) ’in yanında bulunan Kureyş kabilesi mensupları eski âdetleri mucibince orada mutlaka vakfe yapacağını zannetmişlerse de Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) orada durmayarak doğruca Arafât'a gitmiştir. Çünkü Teâlâ Hazretlerinden aldığı emir buydu. Câhiliyet devrinde Kureyş'in Müzdelife'de vakfe yapmaları, Müzdelife Harem-i Şerîf'ten sayıldığı içindir. Kureyşliler: «Biz, Haremullah ahâlîsiyiz; ondan dışarı çıkamayız!» derlerdi. Batn-ı Vâdî: Urane vâdîsidir. Bu yer Arafat'tan değildir. Ulemâdan onu yalnız İmâm Mâlik , Arafat'dan saymıştır. Allah'ın kelimesinden muradın ne olduğu ihtilaflıdır. Bazıları: «Bundan murâd: Kelime-i tevhîddir. Çünkü bir müslüman kadım gayr-i müslim erkeğe nikâh edilemez.» demişlerdir. Bir takımlarına göre bundan murâd: «Gize helâl olan kadınları nikâh edin!» âyet-i kerîmesidir. Sahîh olan da bu kavildir. Kayalardan murâd: Cebelü'r-Rahme, denilen dağın eteklerindeki taşlardır. Cebelü'r-Rahme: Arafât'in ortasında bulunan bir dağdır. Vakfe'yi burada yapmak müstehabdır. Müzdelife: Arafat'dan dönen hacıların geceleyip vakfe yaptıkları yerdir. Batn-ı Muhassir : Vaktiyle fil ordusunun münhezim olduğu vadidir. Cemre-i Kübrâ : Şeytan taşlanan üç yerden birinin ismidir. Vaktiyle burada bir ağaç varmış. Kâdî îyâz diyor ki; « Müslim 'in bâzı râvileri İbn Rabiâ’nın kan dâvası yerine Rabîa'nın kan dâvası demişlerdir. Ebû Dâvûd 'un rivâyeti de bu şekildeyse de bunun vehim olduğu söylenir. Doğrusu İbn Rabîa'dır. Çünkü Rabîa Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) ’den sonra Hazret-i Ömer devrine kadar yaşamıştır...» İbn Rabîa küçük çocukken evlerin arasında emekleyip gezdiği bir sırada başına bir-taş isabet ederek ölmüştür. Bu taş, Benî Sa'd ile Benî Leys kabileleri birbirleriyle harp ederken çocuğa isabet etmiştir. Ribâ': Alış verişteki karşılıksız ziyâdedir. Bugün «faiz» dediğimiz şey budur. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) 'in: «Hoşlanmadığınız bir kimseyi döşeklerinize ayak bastırmamaları kadınlar üzerinde sizin hakkınızdır.» ifâdesi hakkında Mâzirî şunları söylemiştir: «Bâzılarına göre bundan murâd: Kadınların erkeklerle başbaşa kalmamalarıdır. Zinaları maksût değildir. Çünkü zina hadd-i şer'î îcâb eder. Ve erkek hoşlansın hoşlanmasın karısının her adamla zina etmesi haramdır.» Kâdi Iyâz 'ın beyânına göre İslâmiyetten önce Arapların âdeti erkeklerle kadınların beraberce oturup sohbette bulunmalarıymış. Bu, onlarca ayıp sayılmadığı gibi, hiç bir şüpheye de sebep olmazmış. Tesettür âyetî nâzil olunca kendilerine bu gûnâ sohbetler yasak edilmiş. Hâsılı bu cümlenin şâyân-ı tercih olan mânâsı: Kadınların, kocatan izin vermedikçe evlerine erkek kabul etmemeleridir. Bu hususta gelen kimsenin ecnebî bir erkek olmasıyla kadının veya kocasının yakın akrabasından olması arasında hiç bir fark yoktur. Kâdi İyâz diyor ki: «Ulemâ bu hadîsdeki fıkıh mes'elelerî hakkında pek çok sözler söylemiştir. Ebü Bekir, İbn'-Münzir bu hususta büyük bir cüz kitap telif etmiş ve 150 küsur mes'ele tahrîc eylemiştir. Daha da tetkik etse tahrîc ettiğine yakın bir miktar ziyâde edebilirdi.» Hadîsin bâzı ahkâmı geçen rivâyetlerde görülmüştür.
Çeviri kaynağı: islamilimleri.com
Etiketler:Hacİbadet
Künye
KaynakSahîh-i Müslim
Kitap · BâbHac · Hac
Hadis No2950
Râvi sayısı
İlk râvi
Sıhhat Değerlendirmesi
Sahîh (sağlam)Sahîh koleksiyonu

Müslim'in Sahîh'inde yer alan, sıhhati üzerinde ittifak edilen bir rivayet.

Araştırma

İsnadın coğrafi yolculuğu, varyant ağacı ve ortak halka bir arada.

İsnad Silsilesi

Rivayetin Peygamber’e ulaşan râvi zinciri.

İsnad zinciri verisi bulunmuyor.

Diğer kaynaklardaki paralel rivayetler

Bu rivayetin veri tabanında eşleşen paraleli bulunmuyor.
AnaAraKitapRâviKonuOlayKabile