حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، وَابْنُ، بَشَّارٍ قَالَ ابْنُ الْمُثَنَّى حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ أَبِي حَصِينٍ، وَالأَشْعَثِ بْنِ سُلَيْمٍ، أَنَّهُمَا سَمِعَا الأَسْوَدَ بْنَ هِلاَلٍ، يُحَدِّثُ عَنْ مُعَاذِ بْنِ جَبَلٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " يَا مُعَاذُ أَتَدْرِي مَا حَقُّ اللَّهِ عَلَى الْعِبَادِ " . قَالَ اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَعْلَمُ . قَالَ " أَنْ يُعْبَدَ اللَّهُ وَلاَ يُشْرَكَ بِهِ شَىْءٌ - قَالَ - أَتَدْرِي مَا حَقُّهُمْ عَلَيْهِ إِذَا فَعَلُوا ذَلِكَ " . فَقَالَ اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَعْلَمُ . قَالَ " أَنْ لاَ يُعَذِّبَهُمْ " .
Türkçe Çeviri
Bize Muhammed b. el Müsennâ ile İbn Beşşâr rivâyet ettiler. İbn’l-Müsennâ dedi ki: Bize Muhammed b. Ca'fer rivâyet etti. (Dedi ki) : Bize Şu'be, Ebû Hasîn ile Eş'as b. Süleym'den naklen her ikisinin Esved b. Hilâl'i Muâz b. Cebel'den hadîs rivâyet ederken işittiklerini anlattı. Muâz (radıyallahü anh) Şöyle dedi: — Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) : — «Yâ Muâz, Allah'ın kulları üzerindeki hakkı nedir bilir misin?» dedi. Muâz: — Allah ve Resûlü bilir, cevâbını verdi. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) ; «Allah'a ibâdet olunmak ve ona hiç bir şey ortak koşulmamaktır.» buyurdu. (Yine) Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) : bunu yaptıkları takdirde kulların Allah üzerindeki hakkı nedir bilir misin?» buyurdu. Muâz (tekrar) : — Allah ve Resûlü bilir, cevabını verdi. Bunun üzerine Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) : «onları azâb etmemektir.» buyurdular. ibaresi hakkında Ebû Amr İbn Salâh şunları söylemiştir «Esâs nüshalarda kelimesi mansûb olarak da rivâyet edilmiştir. Cümle üç vecih arasında tereddüd'de kalmak şartiyle bu doğrudur. Üç vecihden birincisi fiili: şeklinde müzekker gaib olarak okumaktır. Mânası: «Kulun Allah'a ibâdet etmesi; ona hiç bir şeyi ortak koşmaması» demek olur; ki en güzel vecih de budur. İkincisi: okumaktır. Bu vecih (senin ibâdet etmendir; mânasına gelir ve fiil) muhâtab okunur. Muhâtab; Muâz (radıyallahü anh) olduğu için hitâb hassaten onadır. Ondan başkalarına da tenbih suretiyle delâlet eder. Üçüncüsü: şeklinde fiili meçhul okumakla olur. Bu takdirde: kelimesi meful-i bih değil, masdardan (yani mefulü mutlak olan «işrâken» den) kinaye olur. Nâib'i fail de cârr ve mecrurdur. Rivâyet bu üç vecihden birini tayin etmediğine göre bu hadisi rivâyet eden bizlere düşen vazife üç vechi de birer birer söylemektir. Tâ ki üç vecihden hangisiyle söyledi ise onu yüzde yüz zikretmiş olalım.» İmâm Nevevî , İbn Salâh'ın yukarıdaki sözünü naklettikten sonra: «Bizim zikrettiğimiz ilk şekil ham rivâyeten hem manen doğrudur.» demiştir.
Çeviri kaynağı: islamilimleri.com